Dünya yanıyor… Savaşlar, krizler, enerji fiyatları, altın ve dolar rekor üstüne rekor kırıyor. Her şeyin fiyatı yukarı giderken Karadeniz’de bir tek ürün var ki: fındık aşağı gidiyor.
Bu artık ekonomiyle açıklanacak bir durum olmaktan çıkmıştır. Bu tablo, açıkça üreticinin emeğini hiçe sayan bir düzenin sonucudur.
Gübre pahalı, işçilik pahalı, mazot pahalı… Her şey ateş pahası. Ama fındık fiyatı ne hikmetse “tersine mühendislik” yapar gibi aşağı çekiliyor. Üretici ise her yıl aynı döngünün içine hapsediliyor: çalış, harca, üret, ama kazanma.
Bugün geldiğimiz nokta şudur:
Bazıları neredeyse şunu söyleyecek hâle geldi:
“Fındık üreticisi şükretsin, ürününü satabildiğine dua etsin.”
Bu zihniyetin adı ekonomi değil, emekle dalga geçmektir.
Altın uçuyor, dolar kaçıyor, en temel gıda ürünleri bile artıyor… Ama fındıkta düşüş yaşanıyorsa, burada artık “piyasa dengesi” masalı kimseyi ikna etmez. Bu, üreticiyi sıkıştıran, maliyeti yok sayan, emeği değersizleştiren bir düzen sorunudur.
Üretici bugün bahçeye giderken hesap yapıyor:
“Zarar mı edeceğim, borç mu kapatacağım?”
Ve en ağır cümle artık dudaklarda dolaşıyor:
“Neredeyse ürünün üzerine para verecek duruma getirdiler bizi.”
Bu noktadan sonra susmak, bu düzeni normalleştirmektir.
Karadeniz’in üreticisi artık laf değil, adaletli ve istikrarlı bir fiyat politikası istiyor. Çünkü bu gidişat sadece üreticiyi değil, gelecekte üretimin kendisini bitirir.
Unutulmasın:
Üretici biterse, fındık da biter.

