Fatih Sultan Mehmet, çocukluğundan beri hayalini kurup yirmi yaşında kavuştuğu İstanbul’u devletinin başkenti yapar. Böylece başkent Edirne'den İstanbul'a taşınır. İstanbul'un başkent olması bölge ticaretinin de denetiminde kolaylık sağlar. Özellikle Boğazlar ve Karadeniz yolundaki ticaret, İstanbul yolundan geçtiği için bu geçişlerin kontrolü Osmanlı'da olur. Bütün bunların hesabını yapan Fatih Sultan Mehmet, devleti için büyük bir avantaj sağlar.
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethetmekle İslam dünyasında bir saygınlık kazanırken aynı zamanda Avrupa'ya ilerlemenin yolunu kendisine açmıştır. Bütün Avrupalılar, bu yaşta bir insanın çok sağlam surları olan İstanbul'u nasıl aldığına şaşırmıştır. Avrupalılar bu duruma şaşmakla kalmamış bir de endişeye kapılmışlardır. Çünkü İstanbul'un alınması yakında sıranın kendilerine geleceğinin işaretiydi.
Zekâ ve çalışkanlığıyla herkesi kendine hayran bırakan Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul'u fethetmesi, bir yeniçağı başlatır. Bu yeniçağ pek çok gelişme ve yeniliğin kapısı da aralar. Bunlardan en önemlilerinden biri güçlü surların bile yıkılabileceğiydi. Bu da kalelerin, surların içine sığınan pek çok kral, prens veya diğer üst düzey insanların tedirginliğini artırır.
Trabzon’un fethi sürecinde Fatih Sultan Mehmet Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'a güvenmiyordu.
Uzun Hasan'ın annesi Sara Hatun, Uzun Hasan ve Fatih Sultan Mehmet ile Trabzon üzerinde çıkan ciddi rekabet süreci içerisinde de diplomatik temaslarda bulunmuştur. Trabzon İmparatoru David Komninos, Uzun Hasan’dan Fatih Sultan Mehmet’e karşı koyabilmek için yardım talebinde bulunmasının üzerine aralarında bir ittifak oluşmuştur. Fatih Sultan Mehmed’in Uzun Hasan üzerine sefere hazırlandığı sırada Akkoyunluların elçi heyeti Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun ve Çemisgezek Beyi Kürt Hasan ile birlikte Osmanlı ordugahına gelmiştir. Sara Hatun, Fatih Sultan Mehmed’e oğlu Uzun Hasan’ın yaptıklarından dolayı özür dilediğini söyledikten sonra onun affedilmesini istemiştir. Sara Hatun’un yaptığı bu görüşmeler ve Mahmud Paşa’nın da etkisiyle Osmanlı ve Akkoyunlu arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre Akkoyunluların Osmanlı memleketlerine ve onların himayeleri altındaki yerlere saldırmamak ve Trabzon Rum İmparatorluğu’na yardımda bulunmamak şartıyla antlaşma sağlanmıştır. Ancak bu antlaşmadan kısa süre sonra Fatih Sultan Mehmed, Trabzon üzerine yürümeye karar vermiştir. Diğer taraftan, Trabzon Rum İmparatorluğu, Osmanlı tehlikesi karşısında Akkoyunluların desteğine sahip olmak için yeni bir akrabalık kurmuş ve bu sayede Uzun Hasan ile bir ittifak oluşturmuştur. Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon üzerine saldıracağı haberi üzerine annesi Sara Hatun ve Mevlana Ahmed-i Yekerci ve diğer alimler kendi aralarında O, Müslümanların padişahı olup gazaya gittiği için onunla kavga etmek şeriat bakımından kınanmıştır ve uygun değildir. Onunla barış, İslam’ın iyiliğine olup insanların refahına ve huzuruna sebep olur “görüşü üzerine ittifak yapmışlardır. Bu arada Fatih Sultan Mehmed elçi göndererek, “Eğer Uzun Hasan’ın validesi (Sara Hatun) barışın selameti için gelirse, karşılığında Trabzon’u veririm” demiştir. Bunun üzerine Uzun Hasan kendisini de güçlü hissetmediğinden olacak Fatih Sultan Mehmed’in Trabzon seferini önleyebilmek için annesi Sara Hatun’u elçi olarak Osmanlı sarayına göndermiştir. Ancak bütün bu teşebbüslerine rağmen Uzun Hasan Osmanlı kuvvetlerinin Trabzon’u ele geçirmelerine engel olamamış ve duruma seyirci kalmıştır. Sara Hatun, Fatih Sultan Mehmed’in karargâhına gelmiştir. Fakat kendisiyle müzakerelere girilmemiş, sadece Trabzon’u fethetmek için yürüyüşe geçen Osmanlı ordusu ile birlikte gitmek zorunda bırakılmıştır. Olayların akışına ve neticeye bakılırsa Fatih Sultan Mehmed, “ana” diye hitap ettiği Sara Hatun’u rehine olarak yanında taşımak ve bu sayede herhangi bir düşmanca hareketine meydan vermemek maksadı ile Uzun Hasan'ı tuzağa düşürmek gibi bir oyun oynamasını engellemek istemiştir. Uzun Hasan’a gönderdiği mektupta annesi ile elçilerin Trabzon alındıktan sonra iade edileceklerini bildirmiştir.
Fatih Sultan Mehmet, Uzun Hasan’ın annesini de üzmek istemiyordu. Bu yüzden Sara Hatun'a:
"Ana! Muhterem oğlunuz gelemeyerek gaza sevabından mahrum kaldılar. Hiç olmazsa siz ve ileri gelenleriniz bizimle kalsa iyi olur" dedi.
Bu olayı da çözdükten sonra Fatih Sultan Mehmet ve ordusu yeniden asıl amaç olan Trabzon'a yöneldi. Zigana Dağları sarp ve dik olduğu için Fatih Sultan Mehmet ve ordusu burada çok sıkıntı çekerler. Öyle ki insan ayağı değmemiş, adım atılacak yeri olmayan bu patikalarda uzun zaman padişah ve askeri yürümek zorunda kalmıştı. Padişahın bu halini yanlarında olan Sara Hatun fark eder ve şöyle der:
"Ey oğul! Senin gibi, pek çok insanı kapısında kul diye kullanan bir padişahın kuş tüyü yataklarda yatması gerekirken bir Trabzon Kalesi için bunca eziyet, bunca sıkıntı çekmesine değer mi? Bu kaleyi gelinime bağışlasan olmaz mıydı?"
Fatih Sultan Mehmet de bu soruya şöyle cevap verir:
"Hey Ana! Sen bu eziyet ve zorluğu Trabzon Kalesi için çektiğimizi mi sanırsın? Bizim elimizde tuttuğumuz kılıç İslam kılıcıdır. Bu gayret ve çalışmalar da din yolunadır. Bu uğurda sıkıntı çekmezsek bize gazi mi denir? Gazi demek o zaman yalan olur. Allah'ın rızasını ve cihat sevabını kazanmak yolunda bu sıkıntılardan daha çoğunu da çeksek yine de azdır!"
Fatih Sultan Mehmet'in bu cevabı karşısında Sara Hatun çok şaşırır.
Bir ay önceden Trabzon'a gelen Osmanlı donanması, şehri ve kaleyi sürekli top ateşinde tutuyordu. Sarp dağların geçilerek karadan Trabzon’a gelineceğini pek düşünmüyorlardı. Hatta Rum İmparatoru David bile bu konuda çok rahattı. Çünkü hiçbir ordunun adım atılmamış dik ve tehlike dolu patikaları geçmesi mümkün değildi. Ama bir süre sonra Osmanlı ordusunun karadan da geldiğini öğrenen David adeta şok geçirdi. Çünkü bu gemileri karadan yürütmek kadar zor bir işti. Üstelik Fatih Sultan Mehmet'in yanında Sara Hatun da vardı. Sara Hatun'un Fatih Sultan Mehmet'in yanında olması demek Uzun Hasan'dan yardım gelmeyecek anlamına geliyordu.
Daha fazla direnemeyeceklerini anlayan David anlaşma yapmayı kabul eder. Böylece İmparator David ve ailesi Edirne'ye gönderilir. Fatih Sultan Mehmet, imparatorun hazinesindeki en değerli eşyaları Sara Hatun'a vererek onu oğluna geri gönderir. Burada iki gün kalan Fatih Sultan Mehmet, Trabzon'un idaresini Kazım Bey'e verir. Sonra da sahil yolundan İstanbul'a geri döner.
1461 yılında Trabzon'u fetheden Fatih Sultan Mehmet'in kara ordusunu yürüttüğü güzergahı tespit etmek isteyen bilim insanları bir çalışma başlatmıştır.
1461 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Karadeniz'e varış güzergahlarının tespit edilerek modellendirilip coğrafi işaretle belirlenmesine uğraşılmıştır.
Fatih Sultan Mehmet, Sivas Koyulhisar ve Gümüşhane üzerindeki rotayı izlediği ve Zigana’ya ulaştığı, rotanın bazı yerleri aynı, bazı yerlerinin farklı olduğu tahmin edilmiştir. Fatih'in Trabzon Gölçayır'a geldiği ve otağını burada kurduğu ve buradan sonra Trabzon'un kuşatıldığı biliniyor.
Proje kapsamında Trabzon, Gümüşhane ve Bayburt'u kapsayan ve çoğu dağlık araziden oluşan kuş uçuşu olarak yaklaşık 200 kilometrelik bir alanda çalışma yürütülmüş.
Çalışmada Fatih Sultan Mehmet'in Zigana Dağı zirvelerini geçtiği dönemin temmuz sonu veya ağustos başı olduğu tahmin ediliyor.
Fakat güzergahın, Bayburt'tan yukarı olan kısmı ile Trabzon'a kadar olan kuzey kısmı henüz bilinmiyor.

















