DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Mehmet Akif Bal
Mehmet Akif Bal
Giriş Tarihi : 21-05-2021 15:26

TRABZON ARAKLI'NIN ALTIN VADİSİ: KARADERE

Yakın zamanlarda Trabzon Araklı'nın Bahçecik ve Erikli mahallelerinde altın madenlerine rastlanması üzerine, bazı insanlarımızda "altına hücum" refleksiyle bir heyecan başladı. Ama ne heyecan! Lakin, Araklı'dan çıkarılacak olsa da bu altın esasen Araklı'da kalmayacak ve doğrudan milli ekonomiye kazandırılacak. Altın, Araklı için kalıcı bir gelir kaynağı değildir anlayacağınız. Araklı'da altının sadece namı kalacaktır bir de altın galerileri. Durum böyleyken bilinmeli ki, Araklı'nın altın kadar kıymetli olan ve geliri her daim Araklı'ya hatta doğrudan Araklı insanına kalacak olan altın özelliğindeki zenginlikleri vardır. İşte bunlardan bir tanesi ve başlıcası Karadere ovasıdır. Karadere ovası ve tarımsal potansiyeli, Araklı için yerin üstündeki "altın"dır. Tüm yapılaşmaya rağmen, Karadere ovasının yapılaşma dışı kalan kısımları halen çok ciddi bir tarımsal değer taşımaktadır. Bu kısımlardaki toprak halen çok kalitelidir. 2015 yılında temeli atılan ve 2019 yılında tamamlanan Araklı Küçük Sanayi Sitesinin TOKİ tarafından yapılması sırasında, inşaatın hafriyat sahasından çıkarılan kaliteli alüvyal toprağı bizzat gören biri olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Buradaki alüvyal toprak, Karadere'nin yüzlerce yıl içinde aktığı güzergahtan taşıyarak Araklı'ya biriktirdiği çok yüksek verimli ve servet değerindeki toprak demektir. Küresel ısınmanın, buna bağlı iklim değişikliklerinin ve salgınların arttığı bir dünyada, verimli toprak ve temiz su geleceğin altınıdır, en stratejik silahıdır.

 

Karadere Vadisinin Bir Ünlü Tanığı: Saffet Çebi

Uluslararası işadamımız Saffet Çebi Beyefendi, kendisiyle İstanbul'da yaptığım uzun görüşmeler sırasında kayıt altına aldığım hatıralarında, 1950'li yıllarda yani çocukluğundaki Karadere ovasının güzelliğini ve buradaki arazilerin bereketini şu güzel ifadelerle anlatmıştır: "Araklı eski çarşısındaki Dörtyol ağzının batı tarafına doğru olan yani Çavuşoğulları tarafına doğru kalan araziler, mısır tarlasıydı. Tam tersi istikamette yani Karadere'ye doğru ise, 100 metre sonra fındıklık ve tarlalar yer alıyordu. Araklı merkezdeki binaların haricindeki alanlar, fındıklıktı. Fındıklıklar içerisinde incir, elma, armut ağaçları yer alıyordu. Çavuşoğullarına ait arazilerde kavun ve karpuz da yetişiyordu. Araklı'da; Laz Elması, Bal Elması, Demir Elması ve İstanbul Elması gibi çeşitlerde bol elma yetiştirilirdi. Meyva olarak ayrıca; Patlıcan ve Torosan incirleri, Malez Üzümü, Kokulu Üzüm çeşitleri de bulunuyordu. Malez Üzümü'nün hem çekirdeklisi hem de çekirdeksizi yetişiyordu. Her evin muhakkak bir üzüm asması olurdu. Yine Araklı'da, bol hurma ve dut yetişirdi. Kestane toplanırdı. Karadere'de en fazla kestane, Dr. Hilmi Çebi'nin ailesine ait Kadavol girişindeki arazilerdeydi. Karadere, Araklı'nın cennet vadisiydi. Denizden Araklı'ya doğru baktığınızda, Karadere'yi cennet gibi görürdünüz. Denizden Karadere vadisine doğru iki kilometre ilerledikten sonra, sağınız da solunuz da yemyeşil tona bürünürdü. Karadere'nin etrafı çoğunlukla fındıklıktı. Ova kısmında mısır, fasulye, kabak yetişirdi. Karadere'nin Yaragar (Yolgören) tarafında ise çay tarımı yeni yeni başlamıştı. Vadinin ortasından gürültülü bir dere akıyordu. Derenin içi alabalık doluydu. Özellikle Dağbaşı'ndan sonra, her taraftan gelen suların çokluğu nedeniyle alabalık bollaşırdı. Dağbaşı'ndan yaylalara kadar bolca alabalık yakalanırdı. Hatta sel olduğu zamanlarda alabalıklar dere dışına vururdu. Tenekelerle alabalık toplanırdı. Balıkların her biri bir kişiyi doyuracak büyüklükteydi. Karadere'deki alabalık yanında, vadi bir kuş cenneti gibiydi. Yaban hayatının diğer canlıları da boldu. Karadere'nin kuşu ve balığı gibi, insanı da farklıydı. Dere bölgesinin insanı bozulmamış ve çok mütevazı kimlikle yaşıyordu. Yalan, yanlış nedir bilmezlerdi. Küçük Cami'den Karadere istikametine doğru olan araziler tamamen boştu. Çarşı'dan Kaşıkçı istikametine doğru ise ciddi bir yerleşim emaresi göremezdiniz. Karadere ovasında sadece birkaç ev, bir değirmen ve birkaç dükkan yer alırdı. Karadere vadisindeki arazilerimizden 200 teneke mısır alırdık. O da yarılıktan. Mısır, insanlar dışında atlar için de önemli bir yiyecek maddesiydi. Halk, ekmeğini daha çok mısır unundan yapardı". Saffet Bey'in bu cümlelerindeki "Cennet Karadere" tasvirini, bugünkü Karadere ovasının fotograflarında aramaya kalktığınızda, nerede "Araklı'nın Cennet Karadere Ovası?" diye sorabilirsiniz.. Çünkü o cennet Karadere vadisi uzun bir süreden beri popülist yaklaşımlarla ve kontrolsüzce betonlaştırılmıştır. Cennet vadi büyük oranda yoktur artık. Lakin, kalan kısımların acilen kurtarılması hatta Karadere vadisine, tabiata saygı gereği bir iade-i itibar yapılması gerekmektedir.

 

Karadere Vadisinin Stratejik Önemi

Araklı, Karadere vadisiyle Trabzon'un ilçeleri arasında en kıymetli alüvyon özellikli tarımsal alana sahip bir ilçedir. Ovayı meydana getiren Karadere, Kemer Dağları’nın eteklerinden doğar. Trabzon’un en uzun akarsuyu da olan Karadere’nin uzunluğu 69 kilometredir. Karadere Vadisi, Trabzon merkezdeki Değirmendere'den sonra Trabzon'un ikinci büyük vadisidir. Eski ova denilebilecek mansap kısmı 190 hektar, şehrin güneyinde kalan kısım ise 39 hektar yani 390 dekardır. Karadere nehri ve Karadere Vadisi tarihi bir özellik taşımakla birlikte, önemli biyolojik çeşitliliğe de sahiptir. Mesela Karadere, nesli tükenmekte olan Karadeniz Alabalığı'nın üremek için tercih ettiği akarsulardandır. Ama, Karadere'nin DSİ tarafından 2015 yılındaki ıslahı sırasında yapılan dere içi beton setlerle bu balığın nehir boyunca olan hareketliliği ve yaşam alanı çok kısıtlanmıştır.

 

Karadere ovasının bugünkü Araklı Hastanesinin karşı kesiminde kalan kısmı, Karadere'nin vadi özelliğini en net şekilde ifade eden ve yapılaşma istilasına uğramamış son geniş düzlük, hem ova hem de akiferdir yani yer altı su deposudur. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın bilgilerine göre Karadere Çayı Akiferi; Araklı ilçesinin doğusundan denize dökülen Karadere çayının mansap bölümünde oluşmuş olan kil, silt, kum, çakıl, blok karmaşığından meydana gelen alüvyon akifer özelliğindedir. Hatta Araklı kasabasının su ihtiyacının karşılanması için, İller Bankası tarafından açılan ve Araklı'nın su ihtiyacını karşılayan 6 adet su sondaj kuyusu bu mıntıkada faaliyettedir. Görüleceği üzere Karadere ovası sadece tarihi bir tarım alanı değildir. Allah esirgesin, bir savaş durumunda düşmanın ilk saldıracağı yerlerden birinin su kaynakları olduğu düşünüldüğünde, böyle durumlarda milletimizin kullanacağı su rezervlerinin, akiferler olacağı ifade edilmektedir. Yani vadinin bu kısmı, milli güvenlikle de ilgilidir. Karadere ovasının yapılaşmayla işgal edilen yerleri dışında kalan ve halen ova özelliği taşıyan kısımlarını değerlendirirken bu özelliği asla unutmamak gerekir. Bir taraftan da, bu kesimde meydana getirilecek muhtemel yapıların, hem alttan su almaları hem de ovanın deniz seviyesinin altına inen kısımlarındaki suyun tuzlu olması nedeniyle, bina temellerinin korozyona uğraması gibi karşı karşıya kalacakları riskler söz konusudur. Dolayısıyla bu alanda yapılaşma olmaması, hem sulak alanlar hem de burada inşa edilecek muhtemel yapılar için faydalı bir adım olacaktır. Akifer alanlarında meydana getirilecek yapılaşmaların ve bu mıntıkalara dökülen ve dökülecek vahşi atıkların, yer altı sularına, dolayısıyla insan ve çevre sağlığına vereceği zararlar yanında, Araklı'nın iç ve yüksek kesimlerinde başlayan madencilik faaliyetleri sırasındaki muhtemel bir kimyasal sızıntının süzülerek gelip toplanacağı yer de yine Karadere akifer alanıdır. Araklı insanı, hem tarımında hem de içme suyunda bu defa ağır metalli sular kullanmak durumunda kalacağı gibi, denizdeki canlılar da ağır metallerle beslenecektir. Sonra da ağır metallerle doymuş balıklar, Araklı insanını sağlıkla besleyecek! Tıpkı Trabzon Değirmendere vadisinde olduğu gibi... Esasen bir akifer sahası olan ve yine su kaynağı özelliği dolayısıyla milli güvenliğimiz açısından kritik önem taşıyan Değirmendere vadisinin fabrikalaşma sonrasında getirildiği durum ortadadır. Merak edenler hiç beklemeden gidip, berrak akması gereken suyun yerine ne renk bir suyun aktığını ve tarihi Değirmendere vadisinin neye dönüştüğünü görebilirler. Yine merak edenler, Karadere'nin de sanayi tesisleriyle doldurulması durumunda nehrin ne renk akacağını ve çevrenin neye dönüşebileceğini tahmin edebilirler! Onun için, kritik önem taşıyan Akifer alanlarını korumak bir milli ve toplumsal hassasiyettir. Bununla birlikte memleketimizde en uygun alanlarda ve çevreyle en uyumlu şekilde sanayi tesisleri kurmak da gereklidir elbette. Mesela Akçaabat Şinik, Vakfıkebir Mısırlı, Beşikdüzü Komşuoğlu mevkilerinde kurulan ama tarım alanları ve yerleşim yerleri dışında kalan organize sanayi bölgelerinde olduğu gibi.

 

Karadere Vadisi Tarım Alanı Olarak Tescillenmelidir

Trabzon Araklı Karadere vadisi tarihten beri bereketli bir tarım alanıdır. Bugün de Trabzon'un elde kalan tek ovasıdır. Dolayısıyla Karadere vadisindeki tarım yapılabilecek tüm alanlar yani nehrin sağından ve solundan Kaşıkçı'ya kadar uzanan tüm saha acilen tarım alanı olarak hem tescillenmeli hem de projelendirilmelidir. Araklı insanına öncelikle Karadere ovasının bir altın kıymetinde olduğu anlatılmalı, Karadere'deki tarım çabalarıyla büyük bir ekonominin meydana getirileceğine halk ikna edilmelidir. Bununla birlikte üniversitelerle ve Tarım Bakanlığı'yla irtibat kurulmalı, Karadere'deki muhtemel tarım çabalarıyla ilgili etütler yaptırılmalı, projelendirilmeli, alınacak olumlu desteklerden sonra ciddi bir kooperatifleşme doğrultusunda sağlanacak kredilerle burada kontrollü ve fenni şekilde tarım faaliyetine girişilmelidir. Zira tarım bugün artık çok stratejik bir konudur. İklim değişikliği durumu, elimizdeki küçük dahi olsa toprağın ve az da olsa suyun değerini altın etmiştir. Bu sebeplerle gerçekten uyanık olunmalıdır. Fakat tüm bu beklentilerin gerçekleşmesi için öncelikle; bir damla suyumuzu boşa harcamayacak ve bir avuç tarım toprağımızı dahi betonla ziyan etmeyecek ciddi bir şuura, bize emanet bu coğrafyayı evimiz gibi temiz tutacak yüksek vicdana hatta gelecek nesle bakımlı ve verimli tarım alanları bırakmak gibi bir sorumlu bakış açısına sahip olmamız lüzumludur.

 

Trabzon Araklı Karadere ovasının yapılaşma dışında kalan ve zaten kayıtlarda da uzun süre "tarım alanı" olarak gösterilen kısımları son zamanlarda bir organize bir sanayi bölgesine dönüştürülmek isteniyor. Lakin, böylesi kıymetli bir ovayı fabrikalarla doldurmak yerine, fabrika yapacak kıymetli müteşebbisleri bu ovada fenni usullere dayalı ve yüksek verim esaslı organik tarım üretim tesisleri yapmaları için yönlendirmek hatta desteklemek daha vicdani değil midir? Yaşadığımız bu zor günler; tarım üretiminin ne kadar stratejik ve kritik bir çaba olduğunu, durumu kavrayan zihinlere bir daha ve çok belirgin şekilde göstermemiş midir? Fabrikalarda tarım ürünü üretip milletin karnını doyuramayacağınıza göre, tarım alanlarında esasen tarıma öncelik verilmelidir. Bilinmeli ki bu tarz bir adım, Araklı'da ayrıca bir Ziraat Fakültesi hatta onunla iç içe bir Veterinerlik Fakültesi kurulması doğrultusunda ciddi etkiye de yol açacaktır. Böyle bir eğitim kurumunda sadece insan yetiştirilmeyecek, bunun yanısıra Araklı; Trabzon hatta tüm bölgedeki tarım ve hayvancılık çalışmalarına yönelik ciddi tedbirlerin alınacağı ve bilimsel çalışmaların yürütüleceği enstitülere ve araştırma merkezlerine sahip olacaktır. Tarım ve üniversite işbirliği sayesinde çok ciddi bir üretim hacmi yakalanabilecektir. Araklı'da kurulacak muhtemel organik tarım tesisleri yanında, Çamlıca (eski Tul) Mahallesi'nin ova kesiminde yeri dahi tahsis edilen ve işadamı Bayram Halil tarafından protokolle sponsorluğu üstlenilen bir ziraat fakültesi, Araklı'ya on binleri değil yirmi binleri getirecek ve istihdam edecektir. Araklı dev bir eğitim kurumuna sahip olacaktır. Fabrika peşinde koşanların aslında, Araklı'ya vizyon kazandıracak hatta Araklı'yı Türkiye'ye açacak bir fakülte peşinde koşmaları gerekirdi. Tarım tesisleri ve bu yaklaşımlara yönelik yapılacak yüksek öğrenim yatırımlarıyla Araklı insanı hem kültürel hem de ekonomik seviye olarak müreffeh bir hale gelecektir. Araklı kazandığında bilinmeli ki Trabzon hatta tüm bölge kazanacaktır. Stratejik bir güce dönüşen tarım üretimi, Araklı'yı doğayla ve insan sağlığıyla uyumlu bir üretim merkezi de yapacaktır. Eğer maksat gerçekten Araklı'da istihdam sağlamak ise, Araklı'ya yönelik tarım yatırımlarıyla sağlanacak istihdam daha kalıcı ve daha kaliteli olacaktır. Karadere ovasının tarım dışı amaçlarla kullanılması durumunda ise Trabzon dışarıya daha bağımlı hale gelecektir. Bu arada, ifadelerimizin dikkatle okunup bir sanayi karşıtlığı noktasına çekilmemesi gerekir. İyi bilinmeli ki söylediğimiz; sanayi tesislerini tarım vasfı olmayan yerlerde, tarım faaliyetlerini ise verimli topraklarda planlama esasına dayanmaktadır.

 

Beklentiler ve Sorular..

Bahsimize konu olan ve yüksek tarım potansiyeli özelliği taşıyan Araklı Karadere vadisinin bugünkü Yolgören (Sırayaragar) ile Yassıkaya (Paskalar) mahalleleri arasında kalan hatta yakın zamanlara kadar "tarım alanı" olarak bilinen taban kısmı maalesef imara açılmış durumdadır. Bu alanda ayrıca bir de OSB yapılması doğrultusundaki istekler dillendirilmektedir. Konuyla ilgili isimlerin, doğaya saygı gösterip, esası "tarım alanı" olan bu alana ne ev ne de fabrika yapmama yaklaşımını benimseyeceğine inanıyoruz. Aynı yaklaşımı ve katkıyı Trabzon Valisi Beyefendiden, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Beyefendiden, TTSO Başkanı Beyefendiden ve Araklı Kaymakamı Beyefendiden de bekliyoruz. Bu isimlerin, yatırım yaparken vadinin tarihi ve tabii karakterine saygı duyacaklarına inanmakla birlikte, bazı sorular da sormak isteriz: Mesela, kadim "tarım alanı" olarak bilinen bu mevki niçin imara açılmıştır? Hem de mevcut hükümetin, tarım alanlarını korumaya yönelik üst yaklaşımlar sergilediği bir dönemde! Peki bu vadide yapılacağı dillendirilen sanayi tesisi çalışmaları için bir ÇED raporu var mıdır? Muhtemel ÇED raporunu hazırlayacak yetkililer; bu vadinin tarihi bir tarım alanı olarak kullanıldığını, vaktiyle Trabzon'da tescillenmiş tek sulak alan olduğunu, milli güvenlik açısından önem taşıyan bir akifer alanı olduğunu, hem bölgeye, hem belgelere, hem de uzmanlara ve yöreyi iyi bilen tanıklara müracaat ederek araştıracaklar mıdır? Karadere vadisinin kadim Anadolu fauna ve florası açısından hatta tıbbi bitkiler dediğimiz endemik türler açısından büyük bir zenginliği elinde tuttuğu konusu incelenecek midir? Karadere vadisinin Roma İmparatorluğundan Osmanlı Devletinin son zamanlarına kadar stratejik ve askeri bir güzergah olduğu, ayrıca ciddi bir kervan güzergahı özelliği taşıdığı bilinmekte midir? Vadinin etrafında halen ciddi bir tarım yapıldığı ve burada yoğun bir nüfusun barındığı göz önüne alınarak, vadinin komple sanayileşmesinin buradaki tarımsal üretime ve insan yaşamına olumsuz etkileri hesaplanmakta mıdır? Hususen bir "sanayi bölgesine" dönüştürülmek istenen Karadere vadisi yanında; Pirki'deki çöp tesisi, Bahçecik ile Erikli civarındaki maden sahaları ve Araklı'yı saran HES projeleri ile tamamen kuşatılan hatta iki turizm bölgesini sırf sahip çıkmama ve turizm yatırımı yapmama nedenleriyle (!) kaybeden bir Araklı'da, tarih ve doğa içerikli kaliteli bir turizm yaklaşımı nerede yer bulacaktır? Vadide kurulması planlanan sanayi tesisleri nedeniyle meydana gelebilecek muhtemel çevre felaketleri ve yöredeki tarıma etki edecek muhtemel menfilikler dolayısıyla, ileride halk ile sanayici arasında çeşitli hukuksal meselelerin yaşanabileceği veya çeşitli toplumsal huzursuzlukların baş göstereceği dikkate alınmakta mıdır? Sanayi tesislerinin; Akçaabat Şinik'teki, Beşikdüzü'ndeki ve Vakfıkebir'deki gibi Araklı'da da tarım ve yerleşim alanları dışında yapılması, dolayısıyla Araklı'nın verimli topraklarının da bir Akçaabat, bir Beşikdüzü ve bir Vakfıkebir kadar korunması gerekli değil midir?

 

Şimdi bakınız.. Eğer bu topraklarda kalıcı olmak gibi samimi bir derdimiz varsa, bu halkın bugün ve yarın doyacağı tarım alanlarının "fıtratını" kimsenin keyfine ve bir takım beklentilerine (!) göre değiştiremeyiz. 30 yıl hatta 50 yıl sonraki nüfus yapısını tahmin ederek, bu topraklardaki tarımsal planlamalarımızı yapmak zorundayız. Bununla birlikte, şimdiye kadar imara açılan tarım alanlarının durumu da iyice incelensin.. Trabzon'daki Yıldızlı'nın, Yenimahalle'nin, Yalıncak'ın ve Yomra'nın verimli tarım topraklarının tamamen imara açılması kime kazandırmıştır? Değirmendere, Yomra deresi gibi sanayi tesislerinin hemen bitişiğinde bulunan ve sanayi atıklarıyla mahvedilen nehirlerin, vicdan sahiplerini yaralayan durumları hiç görülmemekte midir? Karadere nehrinin akibeti de bunlardan farklı mı olacaktır? Çarşamba ovasında üretilen bir fasulyenin hatta domatesin, nakliyeciler ve aracılar dolayısıyla, Trabzon'un halkına, garibanına yüksek fiyatlarla satılması kimleri daha zengin etmektedir? Araklı'nın eldeki son tarım alanlarının da yapılaşmaya açılması, hem Araklı'ya hem de Trabzon'a yeni ağır çevresel ve ekonomik travmalar yaşatmayacak mıdır? Bu sorulara sağlam ve akla hitap edecek cevaplar bulmak gerekecektir. Yoksa bu büyük vebali kimse kaldıramaz.

 

Meseleye Nasıl Yaklaşılmalı, Neler Yapılmalı?

Araklı Karadere vadisine yönelik bir yatırım yapılacaksa -ki muhakkak yapılmalıdır-, Karadere vadisinde daha çok tarımsal üretim yaklaşımlarının öne çıkarılmasını, en gerçekçi ve kalıcı yatırım şekli olarak düşünüyoruz. Karadere ovasını, kalan kısımlarıyla gelecek nesle verimli tarım alanları ve temiz su kaynakları olarak bırakmalıyız. Yer altı sularına gelecekte şiddetle ihtiyacımız olacağını düşünerek, yer altı sularını barındıran bu alanlara stratejik alanlar olarak bakıp, amasız ve lakinsiz bir şekilde böyle alanları koruma altına almalı, vadi tabanındaki yapılaşmayı acilen durdurup kalan arazileri kurtarmalıyız. Küresel ısınmanın, iklim değişikliklerinin, kuraklığın, gıda üretimindeki problemlerin meydana getireceği dünya çapındaki olumsuzluklar kapımıza dayanmışken, stratejik durum ve ulusal güvenlik açılarından hassas olunması gereken tarım alanları ve sulak alanlar konusunda daha çok dikkatli olmamız gerekmektedir. Doğu Karadeniz'de zaten yüksek verim sağlayacak bir avuç toprağımız var. Bunu hesapsızca harcayamayız, çöple kirletemeyiz, betonlaştıramayız. Bu toprakları özellikle Organik Tarım amaçlı kullanmalıyız. Çünkü organik tarım, yer altı sularına ve insan sağlığına en az zarar veren ahlaklı ve vicdanlı bir üretimdir. Öte yandan, Araklı'da meydana getirilecek esaslı organik tarım tesislerinin, değil Araklı'yı hatta tüm Trabzon'u dahi Samsun Çarşamba ovasından gelecek sebze türü tarım ürünlerine mahkum bırakmayacağını ve sebze nakliyesi doğrultusunda harcanan servetin ise Trabzon'da kalacağını hatta halkın ucuz sebze yiyeceğini ifade ediyoruz. Kooperatif sistemiyle yapılacak üretimlerle vatandaşımız iyi para kazabilecektir. Yine, organik tarım faaliyetlerinin Araklı'da çok sayıda sektörü ve toplumsal dinamiği harekete geçireceği bilinmelidir. Mesela, sırf tarımsal üretim doğrultusunda Araklı'da tüm bölgeye hitap edecek bir sebze hali veya borsası kurulabilir. Dolayısıyla Karadere'ye ve vadiye dair hesaplar yaparken bu gerçekleri, akıl ve vicdan kılavuzluğu ile derinlemesine analiz etmek gerekiyor.

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Spor Toto Süper LigOP
  • 1Adana Demirspor00
  • 2Aytemiz Alanyaspor00
  • 3Altay00
  • 4Fraport-TAV Antalyaspor00
  • 5Medipol Başakşehir00
  • 6Beşiktaş00
  • 7Çaykur Rizespor00
  • 8Fatih Karagümrük00
  • 9Fenerbahçe00
  • 10Galatasaray00
  • 11Gaziantep Futbol Kulübü00
  • 12Giresunspor00
  • 13Göztepe00
  • 14Atakaş Hatayspor00
  • 15Kasımpaşa00
  • 16Yukatel Kayserispor00
  • 17İttifak Holding Konyaspor00
  • 18Demir Grup Sivasspor00
  • 19Trabzonspor00
  • 20Helenex Yeni Malatyaspor00
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
E-Bülten Kayıt
BİYOGRAFİ
Trabzon
Trabzon
RÖPORTAJLAR
Selçuk Çebi
Selçuk Çebi
ARŞİV ARAMA
bursa - görükle bursa - görükle

totobo

izmir - kordon merkez altıparmak - masaj