Ağnas’ da görüldüğü gibi lapa lapa kar yağıyor. Güvenlik kamerasıyla İstanbul’dan bakınca her tarafın bembeyaz karlarla örtüldüğünü görüyorum. Kar taneleri nasıl oluyor da birbirlerine çarpmadan aşağı iniyorlar. Bir yeri tanımak için orada uzun süre yaşamak gerekiyor. Yağan bu karın tadını, orada doğan, çocukluğun orada yaşayanlar bilir.
Orada yaşarken rahmetli annemin onca ısrarına rağmen, o güzelliği yaşamak uğruna el ve ayak parmaklarımı hissetmeden içine dalardım.
Soğuk ve kar yokmuşçasına fındık bahçelerinden, arpa tarlalarından ve içlerinde beyaz topa dönüşmüş lahanaların üzerinden uçarcasına koşmayan varmı dır? Yemyeşil tarlaların üzerinde buzdan bir kefen vardır. Çiçeklerle renk renk olan kır yolları artık üzerinden ayak yürümemiş karlarla kaplıdır.
El ve ayaklarımı hissetmediğim zamanlarda, eve girip sobanın arkasında ısınmak için sızlayan tüm vücudunu hissetmeyen var mı dır? Etrafta beyazdan başka renk yoktur. Orada yaşarken dünyayla bağlantımızın koptuğunu düşünürdüm, gün geçtikçe kar yağışı azalırsa o zaman uyanırdım.
Aslında yağan kar , günlerden beri devam eden şiddetli soğuğu kırardı. Rüzgârın camları zıngırdatması , ninni gibi etkide bulunurdu . Sobanın çatırtısı gıdıklardı. Kar gördü mü yüreği paldır küldür çarpmaya başlamayan çocuk var mıdır ?


















