Burası sadece coğrafi birer koordinat değil; yüzyıllardır göç yollarını aşındıran çarıkların sesi, sütün, alın terinin ve Karadeniz insanının doğayla yazdığı o epik destanın canlı şahididir. Betonlaşmanın ve hırçın modernizmin henüz kirletemediği bu üçüz yayla rotası, bugün de Doğu Karadeniz’in asıl ruhunu arayan seyyahlar, kampçılar ve ömrünü bir kadrajın içine sığdırmaya çalışan fotoğraf tutkunları için birer yeryüzü cennetidir.
Bulutların Üstündeki Kadim Seyir Terası: Balengis Yaylası
Gözünüzü yukarıya, göğün en yüksek katına diktiğinizde sizi ilk karşılayan Balengis Yaylası olur. Yaklaşık 2.200 metreyi bulan rakımıyla Balengis, Karadere’nin yukarı havzasında kurulu olan köylerin; asırlardır yaz sıcağından kaçıp sığındığı ata yurdudur.
Balengis’in en büyüleyici sırrı, temmuzun sıcağında bile derin yamaçların kuytularında beyaz birer elmas gibi parıldayan kar kütleleridir. Henüz teknolojinin yaylalara uğramadığı, buzdolaplarının bilinmediği eski zamanlarda yaylacıların taze sütü, sapsarı tereyağlarını korumak için kullandığı bu "kar kuyuları", bugün de geçmişin bilgeliğini geleceğe taşır. Haziran ayı kapıyı çaldığında, yaylanın yamaçları mor ve sarı zifin çiçeklerinin kokusuyla sarhoş olur. Tam zirvesinde durup aşağıya baktığınızda, altınızda dalgalanan beyaz bir deniz görürsünüz; bu, Karadeniz’in meşhur sis denizidir. Balengis’te gün batımı, gökyüzünün kızıla ve mora boyandığı ilahi bir tablo gibidir.
Emeğin, Sütün ve Yeşilin Şiiri: İspatan Yaylası
Balengis’in hemen yanı başında, vadinin daha korunaklı ve cömert kucağında İspatan Yaylası uzanır. Bu iki zirve arasında bir köprü vazifesi gören İspatan, bu üçlü rotanın yeşil örtüsü en gür, toprağı en bereketli olanıdır.
İspatan, Karadeniz’deki hayvancılık kültürünün kalbinin attığı yerdir. Burada zaman, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ineklerin boyunlarındaki çan sesleriyle (keleklik) başlar. Geleneksel taş işçiliği ve ahşabın harmanlandığı o eski meskenler, zamana meydan okurcasına ayakta durur. Akşam olup sis evlerin saçaklarına çöktüğünde, ocakların dumanı tütmeye başlar; taze sağılmış sütler kaynatılır, peynirler mayalanır, minzinin kokusu yayla havasına karışır. İspatan, sadece bir doğa harikası değil, insan emeğinin doğayla kurduğu o kusursuz dengenin adıdır. Bu yüzden trekking grupları ve patika yolları aşmayı seven arazi araçları için burası vazgeçilmez bir vahadır.
Tarihi Kervan Yollarının Serin Bekçisi: Limonsuyu Yaylası
Rotanın en uç, en yüksek ve en gizemli noktası ise 2.400 metre rakımıyla Limonsuyu Yaylası’dır. Araklı’nın Bayburt ve Aydıntepe sınırına dayandığı bu muazzam doruk, adını buz gibi akan, içenlerin genzinde hafif ekşimsi ve ferahlatıcı bir madensel tat bırakan şifalı kaynak suyundan alır
Limonsuyu, sadece doğasıyla değil tarihiyle de derin bir derinliğe sahiptir. Yüzyıllar boyunca sahildeki tuzu, mısırı iç bölgelere taşıyan; Anadolu’nun buğdayını sahile indiren katırcıların, kervanların ve yolcuların konakladığı tarihi bir geçittir burası. Çevredeki eski han kalıntıları ve taş patikalar, kim bilir kaç yolculuğun hikayesini saklar bağrında. Nemden tamamen arınmış, sert ve keskin havası astım hastaları için doğal bir şifa merkezidir. Ancak unutmamak gerekir ki, sahilde insanların sıcaktan bunaldığı en kavurucu yaz gecelerinde bile Limonsuyu, insanı dondurucu bir ayazla selamlar.
Vargel ile Başlayıp Vargit ile Biten Asırlık Döngü
Araklı merkezden hareket edip tarihi Yeşilyurt (Cimlakastel) güzergahını takip ederek ulaşılan bu muazzam rota, aslında Karadeniz insanının ömür döngüsüdür. Mayıs ayının sonunda dağlarda "vargel" çiçekleri açtığında, sahildeki ve köylerdeki insanlar için yukarılara, özgürlüğe göç zamanı gelmiş demektir. Sonbahara doğru, eylülün sonlarında mor renkli "vargit" çiçekleri topraktan başını kaldırdığında ise bu rüya sona erer; dağlar yerini soğuğa ve yalnızlığa bırakırken, yaylacılar hüzünle köylerine geri döner.
Sıfır ışık kirliliği sayesinde geceleri gökyüzünün samanyolu galaksisiyle bezendiği birer açık hava planetaryumuna dönüşen Balengis, İspatan ve Limonsuyu, doğanın ve kültürün bozulmamış saf halini koruyor. Araklı Karadere Vadisi'nin bu zirvedeki üç incisi, ruhunu dinlendirmek ve dağların sesini duymak isteyen her bir gezgini asırlık bir masala davet ediyor.

















