Dere Kenarındaki Sessiz İzler

Ömer ve arkadaşı Ali, köyde dere kenarından dönerken Almanya’dan gelen Temel Dayı’nın evine uğrar. Normalde hayat dolu olan evin bu kez tamamen boş ve sessiz olması dikkatlerini çeker. Bahçede bırakılmış el arabası ve çekiç, Temel Dayı’nın hayatında bir şeylerin aniden yarım kaldığını hissettirir. Çocuklar, köyün sakin sessizliğinin ardında gizlenen bir belirsizlikle yüzleşir.

TURİZM - 31-03-2026 18:47 817 kez okundu.

Dere Kenarındaki Sessiz İzler
Advert

Ömer ve Ali, dere kenarındaki ince patikadan yukarı doğru yürürken ırmak boyunda ilerlediler. Komşuları Temel Dayı’nın evinin önüne geldiklerinde bir tuhaflık fark ettiler. Kapı aralıktı. Normalde Almanya’dan yılda bir kez izine gelen Temel Dayı, o evde her gelişinde hayat olurdu; çocuklarına hediyeler getirir, bahçede eski radyosunu açar, kahkahalar yükselirdi.
Ama o gün sessizlik vardı.
Evin önünde Almanya’dan getirdiği belli olan bir el arabası ve yanında paslanmaya yüz tutmuş bir çekiç duruyordu. Tekerleği eğriydi, sanki aceleyle bırakılmış gibiydi. Bahçedeki otlar bile daha uzun görünüyordu, kimse dokunmamıştı.
Ali kapıya yaklaştı, çekingen bir sesle:
“Temel Dayı… evde mi?”
Cevap yoktu.
Ömer bir adım daha attı. İçeri doğru baktığında salonun yarı karanlıkta kaldığını gördü. Sandalyeler dağınıktı, soba soğuktu. Duvarlarda her zamanki fotoğraflar asılıydı ama sanki evin içindeki hayat bir anda çekilip alınmış gibiydi.
Tam o sırada rüzgâr kapıyı hafifçe oynattı. Kapı gıcırdayarak açılıp kapandı.
Ali geri çekildi.
“Bir şey olmuş…” dedi kısık sesle.
Ömer ise gözlerini el arabasından ayıramıyordu. Sanki o tekerlek, sadece bir eşyadan fazlasıydı; yarım kalmış bir hikâyenin işareti gibiydi.
Emanetin Ağırlığı
Ömer’in tüm itirazlarına rağmen Ali, çekici kuşağına sıkıştırıp el arabasının tekerleğini kaptığı gibi mısır tarlalarının arasına daldı. Ömer’in içini bir eziklik kaplamıştı; Temel dayı köye her gelişinde onlara Almanya’dan çikolata getirir, başlarını okşardı. Onun malına el uzatmak, Ömer için sadece hırsızlık değil, köye ve dostluğa bir ihanetti.
İhanetin İkinci Perdesi
Köyün meydanına yaklaştıklarında uzaktan Temel dayının kardeşi İdris amcanın öfkeyle söylendiğini duydular. İdris amca, gurbetteki ağabeyinin evine gözü gibi bakardı. Ali, yakalanacağını anladığı an sinsi bir planı devreye soktu. Arkasına dönüp Ömer’e fısıldadı:
"Eğer birine söylersen, tekerleği senin sakladığını söylerim. Zaten ellerin çamur içinde, kimse bana inanmaz."
Ömer donup kalmıştı. Az önce derede yüzdükten sonra yürüdükleri o çamurlu yollar, şimdi Ali’nin elinde bir kanıta dönüşmüştü. Ali, tekerleği hızlıca Ömer’in babasının samanlığının arkasına fırlatıp koşarak uzaklaştı.
Vicdan ve Korku
Akşam çöktüğünde Ömer sofraya oturdu ama boğazından bir lokma bile geçmedi. Dışarıda rüzgar estikçe, samanlığın arkasındaki o tekerleğin tıkırtısını duyar gibi oluyordu. Babası, Ömer’in durgunluğunu fark edince sordu: — "Ne oldu oğul? Yüzün kireç gibi kesilmiş."
Ömer tam ağzını açıp anlatacaktı ki, pencerenin dışından Ali’nin ıslığını duydu. Bu bir uyarıydı. Ali, kendi suçunu Ömer’in omuzlarına yüklemiş, onu sessizliğe mahkum etmişti. Doğu Karadeniz’in o sarp dağlarında yankılanan dere sesi, o gece Ömer’e dostluğun bazen en dik yokuştan daha yorucu olduğunu öğretti.

İftiranın Gölgesi
Babası, Ömer’i kolundan tuttuğu gibi Temel dayının evine vekalet eden eşi Havva Abla’nın kapısına dayandı. Ömer ağlıyor, dili damağına yapışmış halde "Ben yapmadım" demeye çalışıyordu ama dün akşamki çamurlu elleri ve Ali’nin samanlığa bıraktığı kanıtlar her şeyi aleyhine çevirmişti.
Havva Abla’nın Kapısında
Havva Abla kapıyı açtığında, Ömer’in babası çekici ve tekerleği merdivene bıraktı. Sesi titriyordu:
•    "Havva Hanım, bizim oğlan bir cahillik etmiş. Temel’in emanetlerine el uzatmış. Al bunları, hakkınızı helal edin. Ben gereken cezayı ona vereceğim."
Havva Abla şaşkınlıkla Ömer’e baktı. Ömer’in gözleri o sırada az ötedeki çitlerin arkasından onları izleyen Ali’ye takıldı. Ali, kıs kıs gülerek bu manzarayı seyrediyordu. Ömer’in içindeki o saf çocuk, o an yerini büyük bir öfkeye ve kırgınlığa bıraktı.
Gerçeklerin Ortaya Çıkışı
Havva Abla, Ömer’in babasına dönüp sakin bir sesle konuştu:
"Dur hele komşu, hemen hüküm verme. Dün ikindi vakti ben pencereden baktığımda, Ali’nin koşa koşa sizin samanlığa bir şeyler fırlattığını, Ömer’in ise arkasından ağlayarak yetişmeye çalıştığını gördüm. Ömer yapsa, niye ağlasın?"
Bu sözler üzerine Ali’nin yüzündeki o sırıtan ifade bir anda dondu ve çitlerin arkasından kaçmaya yeltendi. Ama artık çok geçti. Ömer’in babası durumu anlamıştı.
Babası Ömer’in başını okşadı, ondan özür diledi. Ancak o günden sonra köyde hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Ömer, o gün Doğu Karadeniz’in o sarp yollarında yürürken şunu anladı: Bazı arkadaşlıklar, bir tekerlek gibi devrilip gider; önemli olan o yokuşu kiminle çıktığındır.
Ömer, Ali’ye bir daha asla güvenmeyecekti. Havva Abla’nın dikkati ise bir çocuğun onurunu kurtarmış, gerçeği güneş gibi ortaya çıkarmıştı.

Advert
DİĞER HABERLER
Uzungöl’e Yakışmayan Görüntüler

Uzungöl’e Yakışmayan Görüntüler

25-05-2026 - TURİZM

Uzungöl’de Turizm Sezonuna Hazırlık Son Sürat!

Uzungöl’de Turizm Sezonuna Hazırlık Son Sürat!

24-05-2026 - TURİZM