Karın Altındaki Çocukluk

Doğu Karadeniz'in bir dağ köyünde kışın gelişiyle başlayan hazırlıkları ve üç arkadaşın (Mahmut, Hasan, Mehmet) kar sevincini konu alan hikaye, çocukluğun masumiyetini işler. Köy halkı kış için odun ve yaprak toplarken, çocuklar karın tadını çıkarıp kardan adam yaparlar. Hikayenin kırılma noktası, kurdukları tuzakla bir kuş yakaladıklarında yaşanır. Mahmut, kışın zorluğunu düşünerek merhamet gösterip kuşu serbest bırakır. Bu küçük iyilik ve yağan kar, Mahmut’un zihninde ömür boyu unutamayacağı sıcak bir çocukluk hatırasına dönüşür.

TURİZM - 16-03-2026 16:42 717 kez okundu.

Karın Altındaki Çocukluk
Advert

Kışın ilk işaretleri Doğu Karadeniz vadilerine gürültüyle değil, neredeyse fısıltıyla gelirdi. Önce güneyden ılık bir rüzgâr eserdi. Dere boyunca uzanan yamaçlarda ağaçların dallarında kalan son yapraklar titrer, sonra rüzgârın sürüklediği küçük sürüler halinde dere kenarlarındaki kuytu yerlere yığılırdı. Köyde yaşayan herkes bunun ne anlama geldiğini bilirdi: Kış yakındı.
Anneler hemen işe koyulurdu. Çubuk sepetleri alıp rüzgârın biriktirdiği yaprakları toplar, ahırlara taşırdı. O yapraklar kış boyunca hayvanların altına serilecek, soğuğu biraz olsun kesecekti. Babalar ise baltalarını omuzlayıp ormana giderdi. Kesilen odunlar evlerin önünde üst üste dizilir, sobaya hazır edilirdi.
Biz çocuklar ise bütün bu hazırlıkların tek bir anlamını görürdük:
Kar yaklaşıyordu.
Mahmut sabahları erkenden uyanırdı. Daha güneş doğmadan kapıyı aralar, karşı dağlara bakardı. Soğuk hava yüzünü keser ama o yine de uzun uzun tepeleri izlerdi.
Biraz sonra Hasan gelirdi. Ardından Mehmet.
Üçü birlikte karşı yamaçlara bakar, gözlerini kısarak beyaz bir iz ararlardı.
“Acaba bugün yağdı mı?” diye sorardı Hasan.
Bazen sadece uzak dağ köyleri beyaz olurdu. Onların köyüne henüz kar düşmezdi. Ama bir sabah Mahmut kapıyı açtığında dünya değişmişti.
Vadi baştan sona beyaza kesmişti.
Fındık dalları karın ağırlığıyla eğilmiş, dere kıyısındaki çalılar görünmez olmuştu. Evlerin çatıları, yollar, taş duvarlar… Her şey tek bir rengin içinde kaybolmuştu.
Mahmut’un sevinçten içi içine sığmadı.
“Koşun!” diye bağırdı.
Hasan ile Mehmet çoktan kapıya gelmişti. Birkaç dakika sonra üçü de dizlerine kadar karın içine dalmış halde koşuyordu.
İlk kartopunu Hasan attı. Sonra ortalık birden savaş alanına döndü. Gülüşler vadide yankılanıyordu. Karın içinden yuvarlanan kartopları giderek büyüdü. Hasan büyük bir kartopu yapmaya başlamıştı.
“Yardım edin!” diye bağırdı.
Mahmut ile Mehmet de itmeye başladı. Kartopu büyüdü, ağırlaştı, sonra daha da büyüdü. En sonunda üçü onu güçlükle durdurabildi.
Biraz sonra ortaya kocaman bir kardan adam çıkmıştı.
Mehmet onu uzun uzun seyrettikten sonra iç çekti.
“Keşke güneş hiç çıkmasa,” dedi.
Ama köy hayatı çocukların dileklerine göre ilerlemezdi.
Okul vardı.
Patika yollar karın altında kaybolmuştu. Köyün erkekleri sabah erkenden küreklerle keçi yollarını açmaya başlamıştı. Mahmut ile arkadaşları o dar patikalardan yürüyerek okula ulaştı.
Eller donmuştu. Parmaklarını hissetmiyorlardı.
Sınıfa girer girmez sobanın etrafına toplandılar. Parmaklarını ateşe doğru uzattılar. Birkaç dakika sonra donmuş ellerine kan yürümeye başlayınca içlerine ince, keskin bir sızı doldu.
Ama biraz sonra o da geçti.
Ders bittiğinde üç arkadaş yine birlikte dışarı çıktı.
Kar hâlâ parlıyordu.
Hasan birden durdu.
“Bir şey yapalım,” dedi.
“Ne?”
Hasan çevredeki fındık dallarına baktı.
“Haydi kuş tuzağı kuralım.”
Bu işte en becerikli olan oydu. İnce fındık çubukları kesildi. Küçük bir daire yapıldı. Ortasına birkaç tane yem bırakıldı. Giriş kısmına ince bir dal yerleştirildi. Dalın ucuna bağlanan ipte küçük bir ilmek vardı.
Üçü de biraz uzağa oturup beklemeye başladı.
Köyün üzerinde sessizlik vardı. Sadece uzaktan dere sesi geliyordu.
Bir süre sonra siyah bir kuş yavaşça yere kondu. Etrafına bakındı. Sonra yeme doğru yürüdü.
Bir anda dal sıçradı.
İlmek kuşun ayağına geçti.
Kuş havada çırpınmaya başladı.
“Yakalandı!” diye bağırdı Hasan.
Üçü de koşarak tuzağın yanına geldi.
Kuş siyah tüyleriyle karın içinde daha da koyu görünüyordu. Köyde bu kuşa “gosva” derlerdi.
Hasan sevinçle kuşa baktı.
Ama Mahmut bir şey söylemedi.
Bir süre kuşun çırpınışını izledi.
Sonra eğildi.
İpi çözdü.
Kuşu yavaşça bıraktı.
Kuş birkaç saniye yerde kaldı. Sonra kanatlarını çırpıp gökyüzüne yükseldi.
Hasan şaşkınlıkla baktı.
“Niye bıraktın?” diye sordu.
Mahmut başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Kuş karın beyazlığı içinde küçük bir noktaya dönüşüyordu.
“Kar zaten zor,” dedi.
“Bir de biz zorlaştırmayalım.”
Akşam olunca Mahmut eve döndü.
Evin içi sıcaktı. Soba yanıyordu. Üstündeki çaydanlıktan ince bir buhar yükseliyordu. Annesi radyoyu açmıştı. Uzak şehirlerden gelen sesler odayı dolduruyordu.
Mahmut sobanın yanına oturdu. Elleri hâlâ biraz soğuktu ama içi sıcaktı.
Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu.
O an Mahmut bir şey düşündü.
Yıllar sonra bile unutamayacağı bir şey.
Kar sadece soğuk değildi.
Kar, çocukluğun en sıcak hatırasıydı.

Advert
DİĞER HABERLER
Uzungöl’e Yakışmayan Görüntüler

Uzungöl’e Yakışmayan Görüntüler

25-05-2026 - TURİZM

Uzungöl’de Turizm Sezonuna Hazırlık Son Sürat!

Uzungöl’de Turizm Sezonuna Hazırlık Son Sürat!

24-05-2026 - TURİZM