Uzungöl Kartpostallara yansımış bir fotoğraftı yoluna düşmeden önce. Belgesellere yansıyan kısa bir hayaldi. Bazen gidip görenlerin anlatımı ile bir masal diyari. Anlatılanı dinlemekle, görmek arasındaki farkı yaşamak için Uzungöl'ün yüreğine kısa da olsa bir yolculuk yaptık. Suya düşmüş bir minare siluetinin düşüne takıldık bir rüya yolunda.
Of'un sisli sabahını dağıtırken güneş, çay bahçelerinin üzerine düşerken ışığın yansıması, erkenden çay kesmeye çıkmış kadınların gayreti ile uyandık Of'ta. Güzel bir kahvaltının arkasından yeşilin her tonuna boyanmış manzaranın seyrine dalarak Uzungöl'ün yoluna düştük. Yol mu bizi içine çekiyordu biz mi yolun içine dalıyorduk bunu anlamak manzaraya dalınca zorlaşıyor:
Karadeniz'e paralel uzanan dağların, geçit vermez yükseklikleri arasına sığınmış suların ve vadilerin derinliğinde aralanmış yola sapıverdik Çaykara'dan. Yol boyunca yeşile boyanmış dağlar tepeler, çay bahçeleri ve suların şırıltısı ile kartpostallardan kaçmış birbirinden güzel enstantaneler izledi bizi. Yer yer heyelandan uçmuş yolları geçtikten sonra Uzungöl'e vardık. Dağların arasına sıkışmış yeşillerin kuşattığı bir küçük mavicik göl karşıladı bizi.
Anlatıldığına göre Haldizen deresinin önünü kapayan heyelan neticesinde su birikintisi büyüyerek göl oluşmasına sebep olmuş. Anlayacağınız doğanın felaketi bir güzelliğe dönüşmüş. Hayatta aslında böyle sürprizlerle karşılıyor bazen bizi. Bazen üzerimize gelen bir felaket neticesinde ümitsizliğe kapılıp
Sonucu. Az sabredince o felaketin bize yeni bir kapı araladığını, bizi yeni başlangıçlara çağırdığını anlayabiliyoruz. Uzun Göl'ün güzelliğini görünce iyi ki heyelan olmuş diyesi geliyor insanın.
Aracımızı park ettiğimizde gölün güzelliğinin yanına yağmur hafiften atıştırmaya başladı. Uzungöl ve
Karadeniz Bölgesi genelde bu şekilde yağış almakta. Sabahtan akşama kadar güneşli güne nerede ise bir yılda rastlamak mümkün görünmüyor. Güneş denizdeki oynak balık gibi bulutların arasından bir çıkıp bir kayboluyor. Yağmurlu düşlerle yere bastığımızda naylondan yağmurluklu Uzun Göl hayranlarını naylon insanlar olarak dolaştıklarına şahit oluyoruz. Özellikle fotoğraf makinesi, kamera gibi suya karşı duyarlı bir alete sahipseniz
ki olmak durumundasınız (yoksa Uzun Göl 'de olmanın bir anlamı kalmıyor) mutlaka bir yağmurluk ya da şemsiyeye ihtiyacınız var demektir.
Çiseleyen yağmura karşı tedbirimizi alıp derenin göl ile kucaklaştığı noktadan başlıyoruz gezimize. Ahşaptan yapılmış asma köprünün üzerinden geçerek gölün dereye göre sol yanından yürüyüşümüz başlıyor. Yağmur durunca güneş bulutların arasından saklandığı yerden başını uzatıyor. Fotoğraf için güzel bir hava oluşuyor.
Bahsetmeden önce
Gölden belirtmeliyim ki, güneş doğmasına rağmen dağ yamaçlarında sisler hâlâ kalkmamış yer yer yeşil ağaçların üzerinde seyri sefer ediyor. Göl ve vadi dağlar tarafından kuşatılmış. Dağlarda yeşilin her tonuna rastlamak mümkündür. Kaya yamaçlarındaki mor dağ gülleri ise yeşilin içerisinde kendi güzelliklerini daha rahat sergiliyor. Yeşillik, dağ gülerine güzel bir fon oluşturuyor.
Göl küçük bir göl, sakin dupdurudur. Dağlardan kaçıp gelen yağmur ve kar suları burada dinleniyor. Arkasından tekrar yoluna devam ediyor. Yaban ördeklerinin göldeki su ile dansı gölün güzelliğine başka bir güzellik katıyor. Güneş netleştikçe yağmurla yıkanmış dağ yeşilleri daha da parlıyor. Bu güzelim yeşil mavi gölün içerisine gölge gölge düşüyor. Ve o muhteşem ana geliyoruz. İki minareli caminin silueti golün içersin de dalgalanıyor. Uzak diyarlardaki Taç mahal aklımıza geliyor bir an.
Manzaraya daha hakim olmak için dere boyu yola çıkıyoruz. Yapay bir şelale yapılmış burada, dereden inen sularla. Yükseldikçe göl bir başka güzelliğe bürünüyor. Dağların yüksekliği vadinin derinliği ve gölün güzelliği insanı büyülüyor:
Gölün hemen ilerisinde bulunan köy ve tarlada çalışan kadınlar dikkatimizi çekiyor. Tarlalar küçük küçük. Ahşap
evlerin önünde oynayan kızlar ve yöre insanı fotoğraf makinelerini pek sevmiyor. Objektife dokunacağımız zaman yüzler çevriliyor başka yöne
Bu yörede tarla işlerine genelde kadınlar bakıyor. Erkekler daha çok mühim işlerle uğraşıyorlar. Akşama kadar kahvede oturan erkekler odun kesmek gibi zor işler dışında başka işe karışmazmış. Göl kenarında bir tur attığımızda vaktin iyiden iyiye ilerlemiş olduğunu görüyoruz. Bol oksijen kahvaltıyı çoktan eritmiş. Öğle yemeğini yemek için tesislerden birisine gidiyoruz. Buranın en güzel yemeği alabalıktır. Ve bir de fırında köfte var.
Yemekten sonra yeşilin ve su sesinin derinliğine dalarak çayımızı yudumlamak için oturduğumuzda yağmur bastırıyor.
Hafif ıslandık, birazda üşüdük. Yağmur hızlandı. Yağmurun yağışına bıraktık kendimizi, bir sıcak çayın sıcaklığında. Uzun Golün güzelliğine daldık uzun uzun.

















