Sürmene ilk olarak Nerede kuruldu?
Milattan Önce 335 civarında yazıldığı tahmin edilen Pseudo Scylax’ın coğrafya kitabında Trapezos kentinin doğusunda bahsi geçen Psoron limanı muhtemelen Yunanlı kolonistlerin Kolh adı verilen yerli halklarla ticaret yapmak amaçlı Karadere ağzında kurulan basit bir yer olmalıdır.
Hyssus veya Hyssos Limen Kapadokya valisi Arrian’ın Periplus’una göre Trapezus’un 180 stadia doğusunda yer alan Karadere’nin Antik Çağ’daki adı olup, muhtemelen Lazika savaşları sırasında Karadeniz kıyısında, sınıra yakın bir kale ve Roma askeri üssü olarak kurulmuş, Hyssi portus limanı da önce Susarmi ardından Prokopius döneminde Susurmena köyü olarak adlandırılmıştır. Hyssus’un Araklı Kalesi mi yoksa Trabzon’un 30 km doğusunda Canayer, (Buzluca) köyü sahilinde bir buçuk kilo metre boyunca uzanan sahil olduğu tartışılmışsa da Araklı Kalesi daha uygun bir aday görünmektedir.
Yerleşim merkezi zamanla Canayer köyünden doğuya doğru kayarak 1458’de Halanik köyü sahiline, 1832’de Tuzcuoğlu isyanları sırasında yakılıp yıkılmasının ardından Araklı Konakönü’ne ,1915’te ise bugünkü kent merkezi Humurgan köyüne taşınmışsa da Osmanlıca kayıtlarda 1878 (Hicri 1295) Trabzon Salnamesi’ne dek Sürmene nahiye merkezinin yeri hakkında bilgi verilmemiştir. Diodorus Sicilus’un Hinion oros adıyla andığı Madur dağının Anabasis’te bahsi geçen ve civarında Yunanlılarca Makron adı verilen yaşadığı Thekes tepesi olabileceği çeşitli yazarlarca iddia edilmiştir. 1486 Trabzon Sancağı Mufassal Tapu Tahrir defterinde Sürmene adıyla anılan yerleşim Trabzon sancağına bağlı bir nahiye olarak gösterilmektedir. 1405’de Semerkand’dan dönen Clavijo kenti Lasurmena adıyla anmış, her ağacın üzerinde bir sarmaşığın olduğunu, halkının bu asmalıklardan şarap imal ettiğini, gitmek zorunda kaldığımız yolun kötülüğü yüzünden yanımızdaki eşyaları taşıyan hemen bütün yük hayvanlarının öldüğünü bildirmiştir. Sürmene’nin batısında yer alan merkez köylerinden Halanik (Zeytinli) Theodora Komneni’nin çeyizi olarak 1458’de Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a verilmiştir.
Sürmene’de Osmanlı Dönemi Tarihi
1486 tarihinde nahiye merkezi olan Halanik köyünün tamamı Hristiyan olup, 151 hâne, 2 mücerred, 22 bîve ve 5 baştinanın kayıtlı olduğu görülmektedir. Aynı tarihte nahiyeye bağlı 15 köyde 2355 hâne, 209 bîve, 94 mücerred, 53 baştina, 24 hâne 3 mücerred müsellem, 19 hane ve 9 mücerred Hristiyan’a karşılık 26 hâne Müslüman yaşamakta, İslamların 13.330 kişilik tahmini toplam nüfusun yüzde 0.98’ini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu oran nüfusun 16.817 e çıkıp, 59 köy ve 22 mezranın bağlandığı 1583 tarihinde yüzde 16.06’ya çıkacaktır. Yavuz Sultan Selim dönemi başlarında zeamet olan Sürmene nahiyesi Mustafa Çelebi Kâtip Bali tasarrufunda olup sonradan Ali adlı birisine verildiği anlaşılmaktadır. Sürmene’nin tüm tımarlar yekunu ise 23 köy ve 2 mezrada baştine ile birlikte 2514 hanede (124 İslam, 2390 Hristiyan), 2737 nefer ve 207.100 akçe kaydolunmuştur. Araklı ya da Taş köyü ise Hasan Trabzonî ile Çaruk Çavuş lakaplı Mustafa’nın Şehsuvar ve Kaya adlı oğullarına tımar olarak verilmiştir.
Evliya Çelebi, Sürmene kalesinin 2. Mehmed döneminde Hersekoğlu Ahmed Paşa tarafından feth edildiğini, içerisinde subaşı, 150 akçe kadısı, kale muhafızı bulunmakla birlikte ayansız olduğunu bildirmiştir. Ermeni kaynaklarına göre 1690-1700’lü yıllarda Hemşin’in İslamlaştırılması sırasında pek çok Ermeni Karadere vadisine gelerek yeni köyler kurmuşlarsa da 1780’de onlarda da aynı kaderi paylaşmıştır.
Sürmene 19. yüzyılın ilk yarısında Tuzcuoğulları önderliğinde gerçekleşen bir dizi isyanın merkezinde yer almıştır. 1829 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan ekonomisi olumsuz etkilenen yerleşimde 1830’da halk arasında “davun” olarak adlandırılan veba salgını da etkili olunca önemli ölçüde işgücü kaybı yaşanmıştır. Bu yüzden Sürmeneliler 1830’da 200 bin kuruş vergiyi zorlukla ödemişse de 1831’de 500 bin kuruş vergi istenince ödeme gücü olmayan halk ağaların önderliğinde isyan etmiştir. Vali Osman Paşa’nın gönderdiği kuvvetlerle halk arasında çatışma çıkmışsa da isyan bastırılmış, Laz ağalarının konakları yağmalanıp, yakılmıştır.
Tanzimat döneminden itibaren köylerde dağınık olarak yaşayan Hristiyanlar belli köy ve mahallelere topluca yerleştirilmiştir. 1880 (Hicri 1296) tarihli Trabzon salnamesine göre Sürmene’de 36317 İslam, 5133 Rum, 71 Ermeni toplam 41629 kişinin yaşadığı kayıtlı olup, Hristiyan nüfusun büyük ölçüde İslamlaşmasına karşın doğusunda yer alan Of ve Rize yerleşimleriyle kıyaslandığında nispeten varlığını muhafaza ettiği görülmektedir. Laz isyanlarının neredeyse tümüne katılan Sürmene’ye 1832’de 7 bin kişilik bir orduyla giren Osman Paşa tüm halk ormanlık alanda saklandığı için Trabzon’a beraberinde isyancı kent sakini olarak sunacağı üç yaşlı kadın ve biri çocuk ile dönmüştür.
Şakir Şevket, Trabzon tarihi adlı eserinde, 1873 yılında kaza olan Sürmene’nin Osmanlı döneminde, Trabzon’un ikinci limanı olup, Akçaabat’ta tutunamayan gemilerin buraya sığındığını ama tekneleri kemiren bir kurt yüzünden fazla kalamadıklarını, deniz kenarı ahalisinin balıkçılık ama özellikle yunus avıyla geçindiğini bildirmiştir. 20. yüzyılın başlarında diğer Karadenizliler gibi Sürmeneliler de geçimlerini sağlamak amacıyla çoğunlukla mevsimlik işçi olarak Kırım, Kafkasya ve Karadeniz sahilinde bulunan yerleşimlere gitmekteydi. Sürmeneliler Çarlık Rusya’sında özellikle Batum, Sohum, Kutaişi ve Gagra’da ise küçük çaplı koloniler oluşturmuşlardır. 1. Dünya Savaşı döneminde Rus ordusu 30 Mart 1916 günü girdiği kenti yaklaşık 2 yıl süreyle işgal etmiş, Rusların geri çekilmesinin ardından 26 şubat 1918 günü kent 37. Tümene bağlı süvari birliklerince kurtarılmıştır.
Rus işgali sırasında önemli bölümü Batı Karadeniz’e muhacir çıkan Müslüman ailelerin yokluk içerisinde geri dönmesi, bölgede ciddi asayiş sorunlarının yaşanmasına yol açmıştır. Rum kaynaklarına göre 5 Temmuz 1919’da Çikoli köyünde Aristidis Frangulis katledilmiş, 19 Temmuz’da Kölansa’da Apostolos Fundukoğlu dövülerek soyulmuş, 22 Temmuz’da Asu Hanlarının en önemli bakkalı Çikolili Apostolos Nikolaidis ile arkadaşı Spiridon Gurzulidi öldürülmüş, 2 Ağustos’ta John Mumulidis Çikoli’den Asu Hanlarına giderken yolda vurulmuş, 4-5 Eylül gecesi Asu köyüne yaşayan Sotirios Salonikides haydutlarca evi basılarak katledilmiş, 7 Eylül’de Humurgan’da Petro Kazancidis haydutlarca kaçırıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamamış, 13 Eylül 1919’da Trabzon ve Giresunlu 13 Rum delikanlısını taşıyan bir tekne Araklı’da İsmail Çebioğlu ve kardeşleri tarafından soyulduktan sonra yakılmış, teknenin yükü Araklı pazarında satılmak üzere çalınırken içindeki herkes öldürülmüş, yerel jandarmanın yetersiz ya da kayıtsız kaldığı eşkıyalık olayları karşısında, Rumlar can ve mal güvenliklerinin olmamasından şikâyet ederken Fener Patrikliğine 19 Temmuz 1920’de Zavlili Müslümanların Humurganlı Rumlardan kelle başı haraç aldığı bilgisi ulaşmıştır.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında henüz kurutulmamış olan bataklıklar varlığını sürdürmekte ve sıtma hastalığına sebep olurken, Gölansa’da 500 tona dek kayıklar, Sargona’da ise yelkenli tekneler inşa edilmekte, kent yakınlarındaki bir manganez madeni işletilmekteydi. 10 veya 12 kulaç suda en kötü havalarda bile gemilerin sığınabileceği bir liman olan Humurgan çevresinde geçmişte Cumartesi günleri kurulan hafta pazarı ise Salı günleri kurulmaya başlanmıştır.
1947 yılında o güne dek sadece 4 Türk ailenin yaşadığı Gökçeada’yı Türkleştirmek için 15 Sürmeneli aile buraya göçmen olarak gönderilmişse de günümüze dek ancak dört hane Sürmeneli adada kalmıştır.
Sürmene kazasında 1831 Osmanlı nüfus sayımında 12.985, 1869 tarihli Trabzon Vilayet Salnamesi’nde 17.265 (15.353 İslam, 1823 Rum, 89 Ermeni), 1880 tarihli olanda ise 74 mahalle ve 7.301 hanede 18.139 erkeğin (14.992 İslam, 2.934 Rum, 213 Ermeni) yaşadığı görülmektedir. Günümüzde 5 belediye (Çamburnu, Ormanseven, Oylum, Sürmene, Yeniay), 19 mahalle ve 25 köyün bağlı olduğu Sürmene ilçesinin nüfusu 1927’de 57.582 (3.203 kent merkezi, 54.379 köyler) iken, 1950’de 71.676, 1960’da 43.648, 1970’de 46.820, 1980’de, 1990’da 49.131, 2000’de 42.256, 2009’da 31.206 (14.418 köyler, 16.788 kent merkezi) olmuştur.
4 belediye (Araklı, Çankaya, Erenler, Yeşilyurt), 14 mahalle ve 42 köyün bağlı olduğu Araklı, Sürmene ilçesine bağlı bucak merkezi iken 27.2.1953 tarih ve 6068 sayılı kanun ile ilçe olmuş olup, nüfusu 1960’da 46.572 (1.677 kent, 44.895 köyler) iken, 1965’de 48.990, 1970’de 51.995, 1980’de 57.227, 1990’da 55.419, 2000’de 62.139, 2009’da 50.211 (21.541 kent merkezi, 28.670 köyler) olmuştur
Bugünkü Fidanlı, Gündoğan ve Akpınar Mahalleleri ile Çifteköprü ve Güneşli köylerinin bulunduğu Güneşara köyü 1929 yılında Kahraman, Yağmurlu, Koyuncular, Konuklu, Dağardı, Büyükdoğanlı, Yılmazlar ve Arpalı köylerinin de katılmasıyla bucak haline getirilmiş, 5 Mayıs 1990 tarihinde ise 3644 sayılı Kanunla Sürmene İlçesinden ayrılarak Köprübaşı ilçesi teşkil edilmiştir. Günümüzde 2 belediye (Beşköy, Köprübaşı), 9 mahalle (Akpınar, Büyük Doğanlı, Dağardı, Emirgan, Fidanlı, Gündoğan, Konuklu, Küçük Doğanlı, Yılmazlar) ve 4 köyden (Arpalı, Çifteköprü, Güneşli, Yağmurlu) oluşan Köprübaşı ilçesinin nüfusu 1990’da 14.416 (4.343 kent, 10.073 köyler) iken 2000’de 10.827, 2009’da 5.454 (2.297 kent, 3.157 köyler) düşmüştür. 1929 ve 7 Ağustos 1998’’de iki büyük sel felaketi yaşayan Beşköy beldesinde 1929’da 3 kişi, 1998’de 57 kişi yaşamını kaybetmiş, sel sonrası kent merkezi, harap olduğundan bölge halkının önemli bir bölümü İstanbul, Bursa, İzmit ve Gebze’ye göç etmiştir.
Hyssos Limen veya Araklı Kalesi, Karadere vadisinin batı yakasında, Araklı burnu üzerinde Kalecik köyünde yer alan, 138 x 130 metre ölçülerinde, duvar yüksekliği 2.5 metreyi bulan bir kale yıkıntısı olup, kuzey yönünde bulunması muhtemel kapı ve gözetleme kulesinden iz kalmamıştır. Kalecik’in 1 km güneyinde, Canayer’in batısında Kilisedüzü adı verilen mevkide yer alan Kurtarıcı İsa manastırı 1950’li yıllarda yok edilmiştir. Bu manastırın 9. yüzyıl ortalarında Trabzon’un doğusundaki Bizans etkisini arttırmak için inşa edilmiş olabileceği iddia edilmiş ve 18. 19. yüzyıllarda malarya yüzünden Karadere’nin bu bölgesinde yerleşimin seyrekleştiği bildirilmiştir.
Humurgan Kalesi, Sürmene ilçe merkezinin 1 km güneyinde eski caminin yanındaki patikada yaklaşık 100 metre yüksekliğinde küçük bir tepe üzerinde yer alan bir kale yıkıntısı olup, Araklı Kalesi ile benzer harç ve duvar yapım özellikleri sebebiyle aynı döneme ait olduğu sanılmaktadır.
Röşi Kalesi, Of’un batısında kente hâkim bir tepe üzerinde yer alan yaklaşık 10 metre yüksekliğinde bir kale yıkıntısı olup, limanı gözetlemek amacıyla inşa edilmiş olmalıdır. 1967 ve 1971’de yol yapımı çalışmaları sırasında önemli ölçüde tahrip edilmiştir.
Salnâme-i Vilâyet-i Trabzon Def’a 20 (1320) 209. Rumca Humurgandon “şaraplı” anlamına gelmektedir. İlk kelimenin Arapça (humur “şarap”) kökenli olmasından antik çağ yerleşimi olmadığı ortaya çıkmaktadır. Humurgan adı ilk olarak 1583 yılı Trabzon Sancağı Mufassal Tapu Tahrir Defteri’nde Zaruha köyünün bir mahallesi olarak kayıtlıdır.
Batum civarındaki Karadenizlilerin bir bölümü 1917 Ekim devriminin ardından Anadolu’ya dönmeyi başarmışsa da kalanlar 1944 yılında Stalin’in etnik sürgün politikasının kurbanı olarak Orta Asya içlerine sürülmüş, hayvan vagonlarıyla 1 ay süren yolculuk boyunca açlık, hastalık ve soğuktan sürgünlerin -çoğu çocuk yarısından fazlası ölmüştür. Günümüzde Kırgızistan’ın Oş bölgesindeki Kökcar köyünde 100-150 hane kadar Sürmene ve Fındıklılı, Kırgızistan’ın Talas şehrinde de Çayeli ve Maçka kökenli 50 hanelik ve Kazakistan’ın Canbul (Taraz) bölgesinde 50 hanelik Sürmene kökenli Karadenizli yaşamaktadır. Sürgün Karadenizliler’in varlığı ilk olarak Türk Yurdu dergisinde yayınlanan bir makalede dile getirilmiştir: “… Muhammed Karmiloğlu adlı bir yaşlı dede ile tanıştık. 1912 yılında Sürmene’de doğmuş olan Muhammed dede, 7 yaşında âilesiyle birlikte Batum’a gitmiş; 30 yaşına geldiğinde ise, Ruslar tarafından Kırgızistan’a sürgün edilmiş. Diğer bir deyişle, âilesiyle birlikte Ahıska Türklerinin kaderini paylaşmışlar. Kardeşlerinin çoğu yollarda ölmüş. Muhammed dede, bu yolculuk sırasında pek çok insanın nasıl telef olduğunu hatırlıyor ve biraz hüzünlü bir ses tonu ile bize anlatıyordu. Yaşlılar, çocuklar, kötü yolculuk şartlarına dayanamayanlar yollarda dökülüp gitmişler. 2005 yılında Türk medyası tarafından yeniden keşfedilen hatta Kanal 7 Televizyonunda “Türksoy’la İpekyolu’nda” programında konu edilen Karadeniz kökenli sürgünler Türkiye’ye yerleştirilme taleplerini dile getirmişlerse de sadece magazin haberlerinin konusu olarak kalmışlar, Devlet nazarında bugüne dek ciddi bir girişimde bulunulmamıştır.
1486 Tahrir defterinde 3’ü İslam 173 haneli büyük bir köy olan yerleşimin oldukça büyük bir köy olduğu 5 ayrı kişinin tımarına gelir olduğu görülmektedir. Hane sayısının zamanla artması gerekirken tersine 1515’de 105’e, 1553’de 68’e, 1583’de 54’e düşmesi köyün mahalle ve mezralarının yeni köyler olarak teşkilatlandırıldığını düşündürmektedir. 1583 yılında 54 haneden 35’inin Müslüman olması bu köyün diğerlerine göre daha hızlı İslamlaşma süreci geçirdiğini göstermektedir. Köyün ilk adı olan Aho’nun Ermenice olduğunu ve hogh “toprak” kelimesiyle ilişkili olduğunu sanıyorum ki Bayburt ilinin Merkez ilçesine bağlı Sarıhan köyünün eski adı Haho, Yusufeli ilçesi Günyayla, Karadoğan ve Çağlayan köylerine bağlı Aho mezralarının varlığı da düşüncemi doğrulamaktadır. 1583 tarihinde köyün mahalleleri olarak görülen Mahtila ve Esperdiyo’nun Rumca olması köyün etnik yapısının Aho’nun etimolojisiyle doğrudan bağlantılı olmadığını göstermektedir.
Araklı, Karadeniz Ereğlisi ve Konya Ereğli yerleşimleri gibi Yunan mitolojisinin en önemli figürlerinden Zeus ile Thebesli Alkemene’nin oğlu Herakles’in adını taşıyor olabilir. Bununla birlikte neden diğerleri gibi Türkçe’ye Ereğli formunda girmediği sorusu akla gelebilir. Bu soru isimlendirme tarihi ve yerel ağız ile açıklanabilir. Karadeniz Ereğlisi Millat Önce 401 tarihinde geçen olayları konu alan Anabasis’te bile önemli bir Yunan kolonisi olarak adı geçecek denli eski ve kentte basılan sikkelerden anlaşıldığı kadarıyla adını mitolojik Herakles’ten almış bir yerleşimken, Araklı hem daha geç dönem yerleşimidir hem de adını Psoron ve Hyssus sonra muhtemelen Bizans döneminde -Ermeni kökenli olduğu sanılan imparator Herakleios’e atfen almış olmalıdır. Araklı, Kafkas gırtlağına özgü sesleri Türkçe ve Rumca içerisinde kullanan yerli halkının ağız özellikleri açısından Konya ve Zonguldak bölgelerinden kolayca ayrılabildiği gibi, Selçuklu döneminde üstelik Türkmen göçü de alarak Türkleşme sürecine giren bu kentlerden farklı olarak 15. yüzyıl sonlarında Osmanlı hâkimiyetine girmiş, İslamlaşma süreci ise ancak 17. yüzyılda ivme kazanabilmiştir. Modern Yunan kaynaklarında “Sürmene Herakleası olarak bahsi geçen yerleşim yerlilerince “Aragalle” olarak adlandırılmakta, Karadere vadisindeki geç dönem Ermeni yerleşimi dikkate alındığında “Arakel” adlı erkek adı Muş ve Malatya, Arapgir’de “Arakil”, Ermenistan’da “Arakeli” (41° 27′ 11N, 44° 24′ 4) adlı köylerin varlığı klasik Heraklea teorisini gözden geçirmeyi gerektirmektedir. Buna karşın1515-1583 tarihli tahrir defterlerinde Araklı köyünün mahalle adları olarak geçen Canayer, Kastron, Berastino’nun Ermenice olmayıp, ilkinin Tzan halkının varlığını tanımlayan Rumca bir kelime, ikincisinin Latince “kale” anlamına gelmesi, sonuncusunun bir Rum ailesinin adı olması etnik yapının Rum veya Rumlaşmış Tzanlar olduğunu düşündürmektedir. 1486 tarihli tahrir defterinde 1i Müslüman 123 hanenin bulunduğu köyün 1583 yılında ancak 8 Müslüman haneyi barındırması da geç dönem İslamlaşmaya işaret etmektedir.
Arpalı köyünün adı ilk olarak 1583 tarihli tahrir defterlerinde geçmekte olup, eş zamanlı olarak ortaya çıkan Vartan, Coşk ve Yarmice isimli yayla köylerinin ortaya çıkışı 16. yüzyılın son çeyreğinde Sürmene’nin dışardan göç aldığını göstermektedir. Ermenice bataklık anlamına gelen çoç kelimesiyle ilişkili olduğunu sandığım Coşk ve bir Ermeni ismi olan Vartan’dan yeni göçmenlerin Ermeni olduğu akla gelmektedir. Diğerlerinin aksine Türkçe olan Arpalı dışındaki köyler varlıklarını 2 asır kadar sürdürdükten sonra yok olmuşlardır. Kanımca geri dönmekten ziyade civar köylere dağılmış ya da sahile yakın yeni köyler kurmuş olmalıdırlar.
Yerel söylencede Foşa köyünün adının Ermenice konuşan Anadolu Çingeneleri olan Poşa halkı ile ilişkili olduğu iddia edilmiştir: “… Osman dede, karşıdaki köyde Poşalar yaşar, onlar eskiden “elekçilik” yapardı. Foşa’nın da çoğu Hemşin’den göçmedir dedi” (Aksu, 2010: 60). Bununla birlikte Osmanlı kayıtlarında 1583 tarihinde “Kariye-i Mağara nami diğer Foşa” şeklinde köy adının yer alması (Bilgin-Yıldırım, 1990: 190) Hemşinlilerin Karadere’ye göçünden öncesine denk düşmektedir. Bu durumda köyün Poşalar ve Hemşinle alakalı olmadığını ya da Posaların daha erken dönemde bölgeye yerleştiğini düşünmek gerekecektir.
1583 tarihli Tahrir defterinde Gahura’nın öteki adı olarak geçen Aya Gorgor adından da anlaşılacağı gibi “Gorgor” bir azizin adı olup, muhtemelen bu köyde aziz adına inşa edilmiş bir kilise bulunmaktaydı.
Lazika Savaşı sırasında, Sürmene'nin bulunduğu bölge, Karadeniz'in doğu kıyısında ve Kafkasya ile Hazar Denizi arasındaki önemli dağ geçitlerini kontrol etmesi nedeniyle stratejik bir öneme sahipti. Savaş, Bizans ve Sasani ordularının bölgede yoğun askeri faaliyetlerine sahne oldu. Bu durum, yerel halkın yaşamını ve güvenliğini etkiledi. Savaşın sona ermesi, Bizans'ın Lazika'yı terk etmesiyle sonuçlandı ve bölge, Sasanilerin etkisinde kaldı. Bu, bölgenin ekonomik ve siyasi dengesini değiştirdi. Sürmene, tarih boyunca çeşitli medeniyetlerin izlerini taşır ve Karadeniz kültürünün bir parçası olarak zengin bir geçmişe sahiptir.

















