Trabzon Balıkçılarının Batıl İnançları

Trabzonlu balıkçılar av öncesi ve sonrası; başlarına kaza veya bela gelmesini önlemek ve avlarının bereketli geçmesini sağlamak için nazara uğramaktan korunmaya inanırlar. 

YEREL - 15-04-2025 18:09 3623 kez okundu.

Trabzon Balıkçılarının Batıl İnançları
Advert

(Sürmene-Çamburnu'nda) Tekne yaptıran balıkçılar, ustalara tekneye asması için sarımsak ve mavi boncuk takılı nazarlıklar verirlerdi. Kayıklar ilk avlarına çıkmak için suya indirilirken arkasından taş atılırdı. 
(Trabzon-Faroz'da) Bazıları kayıklarının baş kısmına Allah'ın 99 ismini küçük küçük yazarlar. Bir de çıra koyarlar, kayığın suya batmayan yerine. Böyle el şeklinde ortasında göz olan nazarlıklarla sarımsak koyanlar da vardır. 
(Sürmene-Balıklı'da) Önceleri kesilen kurban hayvanlarının boynuzlu kafaları atılmaz getirilir nazarlık olsun diye teknelere bağlanırdı. 
 (Araklı'da) Nazara karşı inancımız çoktur bizim. Nazara karşı aldığımız önlemlerden biri ağları hocalara okutur, onlara kurşun döktürmektir. Eskiden gelen bir uygulamadır bu. 
 (Trabzon-Faroz'da) Kayıklara nazarlık olsun diye çam ağacının sakızını yapıştırırdık.
Yukarıda belirtilen uygulamalar içinde, dinlik ve büyülük etkiler yaratmaları beklentileriyle kullanılan materyaller arasında yer alan ayakkabı, vücudun alt kısmına ait bir unsur olarak kabul görmesi sebebiyle kimi zaman üreme ve bereket, kimi zaman da ölümden ve kötülükten korunmak maksadıyla gerçekleştirilen büyülük uygulamalara dâhil olabilmiştir. Benzer bir nazariyede de eski çocuk pabucunun kadının cinsiyet uzvunun sembolü olduğu ileri sürülmektedir. Ayakkabı aynı zamanda hürriyeti ifade eden bir simge olmasıyla da dikkat çekicidir. Zira Roma'da kölelerin ayakkabı giymeleri kesin olarak yasaklanmıştır. Psikanalistler bedenle toprak arasında bir münasebet, bir temas noktası olarak gördükleri ayakkabıyı “phallic" bir sembol olarak kabul etmişlerdir. Birbirleri ile paralel olan bu nazariyelerden de anlaşılacağı üzere ayakkabı, uzun bir ömür yaşamak anlamına gelir. Ayrıca, ayakkabı, daha çok toprak/kara üzerindeki hayatı simgeler. Kayığın gövdesine bağlanan eski ayakkabı, hem uzun yaşama hem de denizden tekrar karaya dönme arzusunu ifade etmektedir. Eskimiş ayakkabının, aynı zamanda ölümü de simgelemesi olasıdır. Eskimiş ayakkabı ile ölmüş kişi arasında da bir bağ kurmak mümkün olabilir. Bu bağ kurulduğu takdirde, eski ayakkabının sahibi zaten ölmüştür, bir kez daha ölmesi mümkün değildir. Kötücül/ölümcül varlıkların/ruhların zaten ölmüş birisine musallat olması da söz konusu değildir. Eski ayakkabı ile ölümcül/kötücül varlıkların/ruhların aldatılmaya çalışıldığını söylemek de mümkündür.
Uygulamalarda bütün şeklinde veya kabukları ile yer alabilen sarımsak, nazardan korunmaya dönüktür.

 (Akçaabat-Mersin'de) Bir kadın vardı; Şuayip Ağa'nın karısı Asiye Abla. Allah rahmet eylesin. Ben babam ve Hüseyin Ağa (Köroğlu) 1943 senesinde denize gidiyoruz yunus vurmaya. Bir gün vurduk yedi tane balık. Dedim ki Hüseyin Ağa'ya "Gitmeyelim dışarı Asiye Abla gördü mü bizi; tamamdır, biz bittik." Akşam namazı olmadan Sarı Kayasına geldik; Asiye abla da geldi ha. Kutozlar'ın damı vardı orda. Orda bizi seyretti. Gittik sabahtan denize bir melon balığı atlıyor, önümden attı ona mermiyi Hüseyin Ağa. Rus barutları vardı ha böyle sarı kutuda "fund" derdiler ona. Bir fund attık da o balığa da vuramadık onu. Kürekle kovalaya kovalaya onu İncir limanının içinde tuttuk Bekir'le. Hüseyin Ağa başladı ağlamaya. Dedim ona "Niye ağlarsın ben sana demedim mi Hüseyin Ağa; gitmeyelim dışarı Asiye abla görürse bizim halimizi...” Bir fund barutu da attık oraya tamam habu balığı küreklen tuttuk. Nazar vardır git onu bir âlim hocaya bak sor ne der sana. Ama böyle yandan kaptırma hocalara gitme sakın. 
(Sürmene-Balıklı'da) Bazı kişilerin gözlerinin çok nazar ettiğine inanılır çoğu kimseler tarafından. Öyle ki Dedem Yusuf Reis yunus balığı avcılığından karaya gelmektedir. Çarçar Hasan (Kocabal) "Yusuf Reis ne kadar çok balık vurdu!" diyor. Saldat (Ağızdan dolmalı bir çeşit av silahı genellikle yunus avcılığı için kullanılırdı. Tek atımlık çakmaklı olurdu.) kurşunu ile vurulmuş yunus balığı kayığın güvertesinden denize atlayıp gitmiş. Böyle bir şey olmamış ama gözünün çok nazar ettiğini belirtmek için bu rivayet söylenir. Gözünün kötü olduğuna inandığınız kişi size bakarken siz erkeklik organınıza tutacaksınız. Bunu genellikle kayıktaki en küçük kişiye yaptırırlar. 
(Trabzon-Faroz'da) Korsan Mustafa geldi mi etraftan "Feleği bozma hiç, giderseniz ya ağ kalır ya makine bozulur.” derlerdi. Onun nazarı çok değerdi. Bir de Fullu Hacer'in nami meşhurdur burada. Babamların başına gelmiş rahmetli amcamın babalığı iki poşete koymuşlar birde sağlam olsunlar diye. "Ya Eşref, ne var o poşette?" demiş. "Balık var." deyince de bakmış, "Uuuu ne gada güzel balık." demiş. Amcam diyor ki “İki adım attım balıklar olduğu gibi yere döküldü." 
 (Sürmene-Balıklı'da) Hiç denize gitmemiş başka yerden misafirliğe gelmiş kişiler balık olmazsa onun ayağının uğursuzluğuna bağlanır. Denize ilk defa çıkmış veya yeni çıkmış kişiye balık yoksa "Bu düztabanı niye denize getirdiniz? Ben bunun yemeklik balığını verirdim." Diye laf atılır. O da kendini haklı çıkartmak için “Kaç günden beri buradayım bir kılçık görmeyince denize çıktım." Der. "Ya benim balığımı her gün verirsiniz ya da ben her gün böyle denize çıkarım." diye tehdit eder. Gülüşmeler olur. Biz mesela trol ile balık avcılığı yaparken mal sahibi Niyazi Reis'e (Akgün) ağın torbasını bağlatmazdık. Kukul da dediğimiz bu torba, trol ağının son kısmıdır. Burası özel bir bağlama yöntemi ile bağlanır. Balıkları boşaltırken bu bağ çözülerek balıklar güverteye dökülür. Sinop Gerze'ye bağlı Çakırönü mevkiinde yine bir gün trol çekiyoruz. Çok da fazla balık alıyoruz. Niyazi Reis, "Torbayı ben bağlayayım." dedi. "Bağlama senin elin uğursuz." dediğimiz halde ısrar etti ve kukulu bağladı. 45 dakika çektiğimiz o ağda hiç balık çıkmadı. 
 (Sürmene-Balıklı'da) Babam denize gittiği zaman annem rahmetli limanlara meraklı değildi. Burada öyle kadınlar vardır gelirler hep kayıkları kollarlar. Birkaç tane de kadın var. Burada mesela çok tamahkar hevesli bir kadın yaşardı. “Bahıllık” yani çok kıskanç olan bu kadın için babam denizden dönüşünde o kadını görmek istemezdi. Hele denizden bol kazanç sağlamışsa balıkları gizlerdi, sahile çıkmazdı. Çünkü onu gördüğü zaman babamın inancına göre ertesi gün denize gittiğinde balık alamazdı. Yahut babam eve gitmeden önce o kadın eve giderdi anneme haber verirdi. “Ayşe abla Hasan abi yine balığı dışarı döktü.” derdi. Annem de bunu babama söylerdi. Babam anneme derdi ki "Sen kayığın yanına gelmeden nasıl gördün yine falancı kadın beni mi gördü?" derdi. 

(Trabzon-Faroz'da) Gözü nazarlı adam da çoktur. Bazı insanlar vardır gözüyle uçak düşürür valla. Şöyle bir olay hatırlarım bak mesela... Bir ara İspanyol uçağı düşmüştü Maçka'ya. Şimdi biz denizde havaalanının oralarda avlanıyoruz. Bu uçak da devamlı üstümüzde dolanıp duruyor. Şu karşı masada oturanla beraberiz. Dedi ki “Şu uçak da kafamızı şişirdi.” Bir daha duyduk ki uçak düşmüş Maçka'ya. 
Sürmene'nin Yeniay'ında alamana kayıklarında çalışıyorum o zamanlar. İsmet'in kayığı, yanımızdan geçiyor gece. Bizim ağ da ağzına kadar hamsi dolu; kayığa almaya çalışıyoruz. Adam yanımızdan geçerken bize bir baktı bizim ağ orta yerinden patladı tonlarca balık denize saçıldı.
Balıkçılar arasında uğursuz olduğuna inanılan kişiler olduğu gibi, uğuruna inanılan kişiler de vardır.
(Çarşıbaşı'nda) Bazen ilk ağı çözen bereketli olur. Motorun çipasını “Bismillah” deyip çözerken adam seçilirdi eskiden. Yoksa işimiz aksi giderdi. Baktım Mustafa dedi, yattı uzandı kayığa. Sabah oldu, "Kimse dokunmasın ben çözerim." dedi. O gün botu da kayığı da balıkla doldurduk. 
Yöre balıkçıları hem nazardan korktukları hem de balık tutamayanların nefislerini kabartmamak için avladıkları balığın miktarını genelde söylememektedirler. Ancak avcılıkta mübalağa her zaman olduğu için balıkçılıklarını övmek isteyen kimi balıkçılar aksi şekilde avladıkları balık miktarını olduğundan fazla da söyleyebilmektedirler. Örneğin çoğunluğu amatör balıkçılardan oluşan Giresun Gemiler çekeği Mahallesi balıkçıları tuttukları balık miktarını abartarak söylemeyi tercih ederken profesyonellerin çoğunlukta olduğu Kumyalı Mahallesi balıkçıları tuttukları balık miktarını söylemekten imtina etmektedirler. Aynı durum Trabzon Faroz Mahallesi balıkçıları arasında da oldukça yaygındır. Bu tavır, balıkçılar arasındaki rekabeti kızıştırdığı gibi eğlenceli sohbetlere de sebep olabilmektedir. Öte yandan araştırma sahasındaki pek çok 1. tip balıkçı ailesi kendilerine avın durumu ile ilgili sorular sorulduğunda sembolik ifadelere başvurmaktadırlar. Örneğin beklentilerin altında bir av gerçekleşmişse "Ekmek parasını aldık." diyen reisler veya takım sahipleri, beklentilere cevap veren bereketli bir av gerçekleştirmişlerse "Çorba parası aldık." demektedirler. Balıkçılar bazen sadece avladıkları balık miktarı konusunda değil, aynı zamanda birbirlerine avlaklarının yerini söylemek konusunda da çekimser davranmaktadırlar. Bu son tasarrufta nazar inanışından ziyade, rekabet olgusu etkili olmaktadır. Zira iyi bir av gerçekleştiren balıkçı, bir dahaki sefere de iyi bir av gerçekleştirmeyi umduğu avlağın başka bir balıkçı tarafından öğrenilmesini istememektedir.
(Sürmene-Balıklı'da) Usta balıkçılar yakalamış oldukları iyi balıkları karşısındaki balıkçılara göstermezler. Gördükleri zaman bir daha yakalayamayacağına inanırdı. Ġizliden gizliye, “kümesde" deriz buna. Onun için kayıkların yanında avlanmak istemezler. Ama bu bütün balıkçılar için geçerli değildi. Mesela Osman Emmi Feti Reisle Hasan Ağa, onlar denizden balık avlarken kesinlikle başka kayıklara yakın gitmezdi ve hep böyle balığı görmesinler diye yandan atardılar. O inanç vardı. 
Balıkçıların av süresince nazara dönük inanış ve uygulamalarına dair örneklerden bazıları şu şekildedir: (Bulancak-Küçüklü'de) İşlerimiz rast gitmedi miydi adak adarız. Her 5 milyara 1 koyun keseceğim derim mesela. O sene 5 tane koyun kesip dağıttım mesela. 
 (Trabzon'da) Balıkçı bazen denizde istediği gibi av yapamayınca kendi kayığının nazarlandığından şüphelenir. Bunu denemek için başkasının kayığıyla denize gider mesela. Eğer bu avda balık tutarsa kendi kayığının nazarlı olduğuna iyice inandırır kendini. 
Av öncesine dönük uygulamalarda da karşılaşılan çocukların ağlara idrarlarını yapmaları uygulaması, av süresince de nazar ve uğursuzluk savuşturma maksatlı pratikler arasında yer almıştır.
(Çarşıbaşı'nda) Ben daha küçükken babamlar 3-5 gün balık avlayamadıkları zamanlarda, babaannem beni çağırır "Sabah erkenden kimseye görünmeden gidip teknedeki ağa işe." derdi. Ayrıca teknelerimizde dantel örgüleri içine konulmuş sarımsaklar asılı olurdu. 
Bu son uygulamada ağlara balık sürülmesi de büyülük karakterli bir başka uygulama olarak dikkat çekmektedir. Dokunma (temas) veya bulaşma karakterli bir büyülük uygulama ile balıkçılar, ağlarına daha fazla miktarda balık girmesini temenni etmektedirler.
Av esnasında nazar savmak veya bereketin önünü açmak düşüncesiyle gerçekleştirilen "saçı" uygulamaları arasında genel uygulamalardan farklı, dikkat çekici münferit uygulamalar da vardır.
İlk zamanlar dedim getirin bana rakı. Bu rakıyı güzelce ağın üstüne döktüm. Sürmene'ye doğru gidiyoruz. Yeniay'a ağ attık. Ağa, sade bir tane kofana geldi. Bunu aldım direğe vurdum et parçası oldu her taraf. Ağ alamıyor onu parçalandı. İlerledik, tine attık denizde hareketlilik var kıraca gibi. Bir attık 400 kilo büyük torik geldi. Öyle rakı kokusu var ki durulmuyor teknede. Ağı aldık bu sefer lüfer geldi iki bin tane. Rakı işe yaradı ama sonra tövbe ettik. 
Av sürecinde balıkçılar, uğur ve bereketin muhafazası yolunda çeşitli kaçınmalara özelliklere dikkat etmektedirler. Denizde zor durumda kalmaları halinde birbirleri ile küs olsalar dahi yardımlaşmaktan imtina etmeyen balıkçılar, uğur ve bereket eksenli inanışlar söz konusu olunca birbirleri ile hiçbir şeylerini paylaşmamaktadırlar. Bir başka tasarrufa göre ise balıkçılar, teknelerinde bir önceki avdan kalmış ölü balık bırakmamaya özen göstermektedirler. Bu uygulamaların bazı örnekleri şu şekildedir:
(Çarşıbaşı'nda) Ölmüş balık teknede bırakılmaz. Bazen tayfa unutuyor ölmüş balığı teknede. Olmuyor; iş rast esnasında eğer durgunsa biraz ıslık gerekli olabilse de, ıslığın çoğu felakete neden olabilecek rüzgârı çağırdığına inanılmıştır.

Ayrıca ıslığın, uzak kalmaları daha iyi olacak istenmeyen güçlerin dikkatini çektiğine dair bir inanış mevcuttur. Öte yandan balıkçıların av süresince durmadan kendilerini övmeleri, yataklarına şapka koymaları, aynı gün iki kere iskeleyi terk etmeleri, teknenin mutfağında etli yahni pişirmeleri (fırtına), bıçağı aldıkları şekilde geri vermemeleri uğursuzluğu çağıran eylemler olarak kabul görmüştür 
Eylül ayının başında, örneklerine yer verilen uygulamalarla denize açılan 1. tip balıkçı ailelerinin avcılık süreçleri bugün, geçmişe nispetle daha kısa sürmektedir. Kanun koyucular tarafından av sezonunun bitişi 15 Nisan olarak belirtilmiş olsa da, av çeşitliliğinin ve miktarının oldukça azalmış olmasının yanı sıra mevcut hamsi sürülerinin avlakları hızla terk ederek göçlerine devam etmeleri sebebiyle mart ayı başlarında av sezonu büyük oranda sona ermektedir.
Uzun ve yorucu bir av sezonunun bitmesi balıkçılar ve aileleri açısından büyük bir sevinç kaynağıdır. Aylardır evlerinden uzak kalan balıkçılar, ailelerine kavuşacak; fedakârlıklarla geçen uzun zamanın ardından pay usulüyle çalışanlar avdan paylarına düşen parayı alıp biraz da olsa rahatlayacaklardır. Tayfalar için olduğu kadar takım sahipleri ve reisler için de av sezonunun sonu önemlidir. Kazasız, belasız ve bereketli bir av sezonu geçirmek için aylar boyunca büyük uğraşlar veren reisler, takımlarındaki tayfayı sağ salim geri getirmenin dışında iyi bir av sezonu geçirmişlerse kısa süreliğine de olsa rahatlama imkânı bulabilirler. Tayfa, tekne limana bağlandıktan sonra eğer matiz/merhamet ekibinde yer alacak ise takım sahibinden gelecek habere kadar ailesinin yanında kalmaktadır. Ağ tamirine çağrıldıktan sonra tekrar teknenin bağlı bulunduğu limana gelen tayfalar, av sezonu boyunca yıpranan ağları yevmiye usulüyle çalışarak tamir ederler. Takım sahipleri çok kısa bir süre dinlendikten sonra bir sonraki av sezonunun hazırlıklarını başlatır. Teknelerin motor ve güverte tadilatlarının yaptırılması işleri ile meşgul olur. Kalabalık balıkçı aileleri bu işler için başkalarına müracaat etmemekte, pek çok işi kendi üyeleri ile gerçekleştirmektedir.
Muayyen bir av takvimine göre avlanan 1. tip balıkçı aileleri tarafından gerçekleştirilen av sonu ritüellerinde “şükür” vurgusu belirgin şekilde takip edilebilmektedir. Av sezonunun başlangıcında kurbanlarını korunma ve bereket temennileri ile kesen balıkçılar, av sezonunun sonunda bu defa şükür maksadıyla kurbanlar kesmektedirler. Av sonu ritüellerinde avcılığın önceki süreçlerinde örnekleriyle sıkça karşılaşılan “saçı”ya da yer verildiği görülmektedir.
Av sezonu bitip de tekneler Sürmene'ye dönmeye başladığında ortalık düğün bayram yerine dönerdi. Uzaklardan gelen balıkçılar çuvallarla getirdikleri boğda (buğday) ekmeğini çocuklara bölüştürür gönüllerini hoş ederdi. Denizden sağ salim gelen balıkçılar birbirleri ile şakalaşır aileleri ile hasret giderirdi. 
-
Av sezonunun bitiminde balıkçılık süreçlerinde meslekî ilişkilerinden ötürü birbirine bağımlı olan zümreler arasında da çeşitli uygulamalara yer verilmiştir. Örneğin sezon boyunca avladıkları balıkları daha önceden anlaştıkları manavlara satan balıkçılar, sezonun bitiminde bu manavlar tarafından düzenlenen kutlama mahiyetli yemeklerin aslî konukları olmuşlardır. 
Bugün büyük çoğunluğu donuklaşan bu inanış ve uygulamaların yaşayan örnekleriyle alan araştırmaları sırasında kısmen karşılaşılmıştır. Uygulamalara dönük bilgilerin önemli bir kısmına orta yaş üstü balıkçıların meslekî anlatılarından ulaşılmıştır. Söz konusu anlatılardaki "Eskiden..." ve "Hatırlarım..." türünden vurgular bu inanışların donuklaştığına işaret etmektedir. Nitekim mesleğin genç katılımcılarının pek çoğu bu inanışların uzağında oldukları için belirtilen uygulamaları çoğu zaman gerçekleştirmemektedirler.
Geleneksel Dünya Görüşü Bağlamında Deniz ve Deniz Canlıları İle İlgili İnanışlar Balıkçılar arasında denizle ilgili algı ve inanışların temelinde, evrensel su simgeciliğine dönük kabuller yer almaktadır. Araştırma sahasındaki hemen tüm balıkçılar denizi canlı bir varlık olarak kabul etmektedirler. Hatta onun cinsiyeti bile vardır ve bu cinsiyet dişidir. Deniz, sağladığı sonsuz nimetlerle adeta sürekli doğurmaktadır. Yörede bir müddet de olsa denize çıkmayan balıkçılara söylenen "Yatma zamanı değildir; deniz gecede dokuz kez doğurur." sözü, bu inanışın ifade biçimlerinden birisidir. Tabiattaki tüm canlılar arasında zaruri bir organik bağ vardır. Mitolojik dönemlerdeki animist algı, bugün inanç ve kabuller sistemi değişmiş olsa bile çeşitli sembollerle varlığını sürdürmektedir. İnsan ve tabiat arasındaki bağ, çoğu zaman insanın lehine işleyen bir ihtiyaçlar hiyerarşisi ile kurulmuştur. Hayatını denizin sunduğu nimetlerle idame ettiren balıkçılar için deniz, fırtınalı olduğu zamanlarda hırçın bir sevgili veya öfkeli bir baba; durgun ve sakin olduğu zamanlarda ise müşfik bir anne gibidir. 


(Sürmene-Balıklı'da) Genellikle ağustos eriği ve ayvanın bol olduğu sene palamut çok av verir. 2012 senesinde ağustos eriklerinin dalları fazla meyveden kırılmıştı. Ve o sene çok fazla balık avlandı. 
(Bulancak-Küçüklü'de) Arı çok oldu mu palamut da çok olur derlerdi.
 (Trabzon-Faroz'da) İncir çok olduğu zaman balık çok olur derler. Bir de bıldırcının çok olduğu zaman palamut çok olur. 
(Araklı'da) Kestane ve karayemişin çok olduğu zaman palamut da çok olması beklenir. 
 (Araklı'da) Havyar zamanı havalar düzgün giderse palamut yumurtası tutar ve balık bol olur. Ayrıca kestane ve karayemişin çok olması palamut nişanıdır. Ayrıca kış da ağır geçer. 
(Akçaabat-Mersin'de) O sene baktı ki incir çok oldu, palamut da oldu. İncir olmadı, o sene de palamut olmadı. 
(Trabzon-Değirmendere'de) Kışın ağır geçmesi yazın palamutun daha iyi olacağına hamsinin daha iyi olacağına işarettir. Ayvanın ve karayemişin çok olması balığın bol olacağına işarettir. 
Bazı anlatılarda da kısmen atıfta bulunulduğu gibi balıkçılar, sezon içinde balık rekoltesinin durumuna dönük tahminler yürütürken geleneksel takvim bilgisine dönük kabulleri de dikkate almaktadırlar. Havanın ve deniz suyunun sıcaklık değerleri, deniz akıntıları ve fırtınalar gibi doğal etmenlerle, balıkların ilk av verme tarihleri gibi takvimlik süreçlerin balık sürülerinin akıbeti üzerine oldukça etkili olduğuna inanılmaktadır. Gözlem temelli uzun tecrübelerden kaynağını alan bu kabullerden birine göre çingene palamutu olarak adlandırılan öncü palamut grupları haziran ayı başlarında ağlara takılmaya başladığı takdirde o sezon palamut bol miktarda olacaktır. Ancak balığın ağlara vurması temmuz ayı ortalarına veya sonlarına kalırsa balığın o yıl az olacağına kanaat getirilmektedir. 
Balık sürülerinin akıbeti üzerinde belirleyici olan doğal etmenler ve bunların etkileri hakkında tespit edilen kabullerden bazıları şu şekildedir:
Temmuz ayında karayel rüzgârı fazla eserse o sene palamut az olur. Palamut, torik balığı o zamanda havyar, yumurta dökecek. O rüzgâr estiği zaman denizi sallar, çalkantı olur. O zaman yüz bin yumurtanın varsayalım on bini tutar, doksan bini köperir. Ama tam tersi temmuzda hava sakin olursa o sene çok palamut olur. Biz bu bilgileri hem babalarımızdan öğrendik hem de bizzat yaşadık, gördük. Mesela o sene deniz temmuz ayında göl gibi limanlık durdu; o sene çok büyük palamut oldu. Şimdi biz akasya ağaçları deriz. Diken ağacı. Bu diken ağacı açtığı zaman, ha böyle çiçekler açar o zaman istavrit görünür. Yani biz halk dilinde öyle deriz. Gittiğin zaman ilk zamanlar bir tane, iki tane, üç tane dalar oltaya. Ani dalmaları vardır. Gelirler ha böyle bire bir tabur biçimde, diyelim ki on, on beş kancalı olta attın ya bire bir, sırayla ona dalarlar. Öyle pat pat pat onu doldururlar. O zaman deriz ki bu sene demek balık bol. Bunun geçişi vardır. İki gün, üç gündür burada. Sonra gider. Eğerki bir hafta, on gün durursa demek ki balık boldur deriz. 
Denizin hâli ile rüzgârlar da önemli balık azlığında çokluğunda. Şu an [Haziran sonu] havyar zamanları geliyor. Poyraz rüzgârı estiği sürece, bu rüzgâr soğuk yapar. Soğuk da ne yapar; bu yumurta tutmaz. Karayel rüzgârı devamlı sıcak verir sana. Karayeli rüzgârı eserse palamutun yumurtası o zamanlar olur işte. 
Sezon tahminine dönük kabuller arasında tabiat merkezli analojik kabuller arasında istisnai örnekler de vardır: Plajımızdan akan derenin suları coşkun aktığında, plaj kumunu ortadan yardığında hamsinin bol olacağının işaretidir. 

 

Advert
DİĞER HABERLER
Dün film platosuydu, bugün felaketin vadisi oldu

Dün film platosuydu, bugün felaketin vadisi oldu

15-05-2026 - YEREL

Yol Yok Ama Yorum Çok: “HD mi Çektin Ula?”

Yol Yok Ama Yorum Çok: “HD mi Çektin Ula?”

24-04-2026 - YEREL