YEREL
Giriş Tarihi : 22-02-2025 17:38

Antik Trabzon, Araklı Ve Karadere Vadisi

Tarihi en az bilinen bölgelerimizden, Doğu Karadeniz ve Trabzon, Araklı, Karadere Vadisinin antik tarihi ile alakalı birkaç bilgi.

Antik Trabzon, Araklı Ve Karadere Vadisi

Karadeniz bölgesinde, tarihi devirlerin başlamasından itibaren dönemine göre oldukça yüksek bir medeniyet mevcuttur. Ticari amaçlarla Karadeniz’de koloniler kuran Hellenler Karadeniz’i yurtlarının bir parçası olarak saymışlardır. Bölgedeki halklarla ilgili bilgilerin pek çoğuna zaten Yunan kaynakları sayesinde ulaşılmıştır. Çalışmada; dönemin Yunan kaynaklarının çevirilerinden yararlanılarak antik dönemde Karadeniz’de yaşamış halklarla ilgili bilgi toplanılmasına ve modern kaynaklardan faydalanılarak bu bilgilerin değerlendirilmesine uğraşılmıştır. Daha sonra Karadeniz’in incelenen dönemi sırasındaki siyasi geçmişi ve Hellenler’in bölgedeki kolonizasyon sürecinden kısaca bahsedilmiştir. Sonrasında ise başlıklar halinde halklar anlatılmıştır. Çalışmanın son kısmında ise elde edilen verilerden sonuca ulaşılmıştır. 
Türk dilinde Karadeniz; Antik Yunan dilinde ise Pontos Euksenios olarak bilinen bölge, batısında Halys nehri, doğusunda Apsarros Nehri , güneyinde ise Galatia ve Kappadokia bölgeleriyle çevrili halde bulunmaktaydı. Bölgedeki sarp dağlar, doğu batı eksenli kıyıya paralel uzanırlar, araziler akarsuların oluşturduğu derin vadiler tarafından bölünmüştür. Antik devirlerde, Karadeniz’de hem kendi yerli halklarından mevcuttur, hem de dışarıdan gelip yerleşenler olmuştur. Anti Yunanlılar da Karadeniz’e ilgi göstermiş, Karadeniz’de koloniler kurmuşlardır. Bu çalışmada, Karadeniz bölgesiyle ilgili halklardan Mariandynler; Mosynekler, Heptakometler; Makronlar; Kolkhisliler, Laziler; Khalybialılar, Khaldaialılar incelenmeye çalışılacaktır.
 Karadeniz: Öncelikle Antik devirlerdeki Karadeniz’in geçmişinden kısaca bahsetmekte fayda vardır. Milattan Önce 675-674 yıllarında Kimmerler ve İskitler Kafkasya üzerinden Karadeniz’e gelmişler, Med akınlarıyla da bu iki kavmin hakimiyeti sona ermiştir. Med hakimiyeti de yarım yüzyıl kadar sürmüştür. Sonrasında Yunan kökenli Miletos bölgede (özellikle kıyı şeridinde) koloniler kurmuştur.  Milattan Önce 521 yılında bölgede Pers hakimiyeti başlamıştır. Kuzey kısmına da Pont Kapadokiası adı verilmiştir, Pont Kapadokiası zamanla eyalet haline gelerek Pont Satraplığı adını almıştır. Milattan Önce 449’da Persler Yunanlılar’a yenildiğinde Pontos bölgesindeki halklar da bağımsız bir hal almışlardır. Milattan Önce 334-323 yıllarında ise Satraplık Makedon hükümdarı Büyük İskender’e bağlandı. İskender’in ölümünden sonra ise Pontos’da kurulmuş olan ve İran’a bağlı olarak varlığını sürdüren Pontos krallığı 3. Mithridates (Pontos krallığının dördüncü kralı) tarafından bağımsız hale getirilmiştir. (Albayrak 2013: 5-6)  Karadeniz ve Hellenler: Efsaneye göre, Milattan Önce 14. Yüzyılda’de İason adındaki bir Hellen Argo adı verilen bir gemi ve 50 savaşçıyla beraber, Kolhis diyarına, hiç uyumayan bir yılanın beklediği meşe ağacına asılı bir altın postu almaya gitmiştir. Milattan Önce üçüncü yüzyılda yazıya dökülen bu efsanenin altında, Karadeniz kıyılarının eski Yunanlılar tarafından iskân edilmesi yatmaktadır. 
Hellenler, Troia savaşları ve İon kolonizasyon hareketleriyle Karadeniz ile doğrudan tanışmışlar, Milattan Önce 750-550 yıllarında da Akdeniz’i ve Karadeniz’i kolonileştirmeye başlamışlardır. İlk başta Miletliler, ticari amaçlarla ege kıyılarından gelip Karadeniz’e çıkarak Milattan Önce 785 yılında Sinop’u alıp sonrasında da Karadeniz’e yayılmışlardır. Karadeniz’in iklimi, Karadeniz’deki yüksek dalgalar, liman azlığı, bölge halklarının düşmanlığı gibi sebeplerle Hellenler pek çok kayıp vermişlerdir. Bölge halkıyla yaptıkları çatışmaların ve kendilerininkine zıt adetlerinin etkisiyle vatanlarına geri döndüklerinde Karadeniz hakkındaki izlenimlerini anlatırlarken bir hayli abartmışlardır. O kadar ki Minns’in ifade şekliyle o dönemde bir Hellen’e Karadeniz sorulacak olunursa, Karadeniz hakkında misafir sevmez denir, Karadeniz’in karanlık, tuhaf ve tehlikelerle dolu olduğu anlatılırdı. Yabancı sevmez anlamında Aksenios derlerdi. Daha sonraları Karadeniz’de kolonileşme faaliyetleri artınca, Eukseinos, yani misafir sever, lakabı takılmıştır. Diodorus da Pontos’a ayak basan her yabancının Yerli Pontoslular tarafından öldürülmesi sonucu Aksenios dendiğini söylemektedir. Eukseinos isminin ise bizzat Herakles tarafından verildiğini de anlatmaktadır. Mariandynler: Mariandynler, Bthynialılar’ın doğusunda, Kaukonlar’ın batısında kalmaktaydılar. Kaukonlar da Parthenios Nehri etrafında. Bu yüzden kurulmuşlardır. Mariandynler’in sınırı Bthynia’dan Parthenios Nehri’ne kadardır denilebilir. Ancak Kaukonlar’ın da Mariandynler’le aynı kavim olması durumu söz konusudur ve Kaukonlar’ın ülkesi de Leukosyria’ya kadar uzanmaktadır. 

Birleştirmek gerekirse, Kaukonlar Mariandynler’le aynı kavim olarak varsayılırsa Mariandyn ülkesi, Bthynia sırından başlayarak Leukosyria’ya kadar uzanmaktadır. Strabon’a göre Heraklia, Mariandynler’in ülkesinde bulunmaktadır ve Miletoslular tarafından kurulmuştur. Mariandynler’in kim oldukları ve anavatanları hakkında bir şey bilinmediğini söylemektedir. Bthynler’e benzediklerini; ancak Bithyn olmadıklarını, Thrak olma ihtimallerinin yüksek olduğunu belirtmektedir. Strabon’a göre Maryandynler, Miletoslular tarafından heilotes olmaya zorlanmışlardır. Strabon’un Heraklia’nın Miletos kolonisi olduğunu söylemesi yanlıştır, Tanagra kolonisi olarak kurulmuştur Ksenephon, Mariandynialılar hakkında, Hellenler’in yürüyüş esnasında Parthenios nehrini geçtiklerini, ardından da Mariandynialılar’ın bölgesinin yanındaki Heraklia’ya vardıklarını anlatmaktadır. 
Mariandynler:
 Mariandynler, Bthynialılar’ın doğusunda, Kaukonlar’ın batısında kalmaktaydılar. Kaukonlar da Parthenios Nehri etrafında kurulmuşlardır. Bu yüzden Mariandynler’in sınırı Bthynia’dan Parthenios Nehri’ne kadardır denilebilir. Ancak Kaukonlar’ın da Mariandynler’le aynı kavim olması durumu söz konusudur ve Kaukonlar’ın ülkesi de Leukosyria’ya kadar uzanmaktadır.
Birleştirmek gerekirse, Kaukonlar Mariandynler’le aynı kavim olarak varsayılırsa Mariandyn ülkesi, Bthynia sırından başlayarak Leukosyria’ya kadar uzanmaktadır. Strabon’a göre Heraklia, Mariandynler’in ülkesinde bulunmaktadır ve Miletoslular tarafından kurulmuştur. Mariandynler’in kim oldukları ve anavatanları hakkında bir şey bilinmediğini söylemektedir. Bthynler’e benzediklerini; ancak Bithyn olmadıklarını, Thrak olma ihtimallerinin yüksek olduğunu belirtmektedir. Strabon’a göre Maryandynler, Miletoslular tarafından heilotes olmaya zorlanmışlardır. Strabon’un Heraklia’nın Miletos kolonisi olduğunu söylemesi yanlıştır, Tanagra kolonisi olarak kurulmuştur. Ksenephon, Mariandynialılar hakkında, Hellenler’in yürüyüş esnasında Parthenios nehrini geçtiklerini, ardından da Mariandynialılar’ın bölgesinin yanındaki Heraklia’ya vardıklarını anlatmaktadır.

Makronlar: 
Makronlar olarak anılan kavim de yörenin diğer otokton halkları gibi Perslerin on dokuzuncu satraplığına bağlı bulunmakta ve Trapezus’un güney batı kesiminde ikâmet etmektelerdi. Makronlar muhtemelen bu günkü Abhazların kökenlerini oluşturan halklardan biridir. Bu kavmin insanları sorgun ağacından yapılma kalkanlar ve mızraklar kullanmaktaydı ve kıldan yapılmış elbiseler giyerek ve çocuklarını sünnet ettirirlerdi. Plinius ise Makronların yaşadığı coğrafyada Makrokephaloi Büyük Kafalılar adlı vahşi bir halktan bahsetmiştir. Çeşitli kaynaklarda Makronlar’ın ve Makrokephaloi’nin aynı halk olduğu belirtilir. Strabon, Makronlar’ın Sanlar olduklarını ileri sürmektedir. Arrianus ise Drillai kavminin Sanlar olduğunu ileri sürmektedir. Pillinius da hem Makrokephaloi halkından bahsetmiş, hem de Pontos’da yaşayan Sannilerin Roma’ya vergi olarak balmumu verdiğini ifade etmiştir yani bu üç kaynağa bakacak olursak, Strabon’un dediği gibi Makronlar’ın Sanlar olması iddiası Pillinius ve Ksenephon tarafından da desteklenmemektedir. Çünkü Pilinnius da Sanniler’i ve Makronlar’ı ayrı ayrı incelemiştir. Ksenephon’un anlatısına göre, Hellenler Makronya’ya girdiklerinde Makronlar hasır kalkan ve mızrak, üzerilerindeyse tüylü tunikler taşıyarak Hellenlerin karşısına dizilmişlerdir. Derken ana yurdunun Makronya olduğunu söyleyen Atinada kölelik yapmış birisi tercümanlık yaparak anlaşmalarını sağlamıştır. Antlaşma sonunda Makronlar ve Hellenler birbirlerine kendi mızraklarından birer tane vermişlerdir ve Makronlar bunun bir sadakat yemini olduğunu söylemişlerdir. Burada, “Tercümanın, Makronlar’la iletişimi kurarken diğer Kartvel Lehçelerini oldukça az kullandığı çok açıktır.” Ksenephon Makronların Hellenler’e pazar kurduğundan da bahsetmektedir. Pseudo-Skylax’a göre, Phasis’den sonra güney batıya doğru sayarken, Bekhiri adıyla anılan Hellen koloni kentinin ardından Makrokephali kabilesi, Psoron limanı ve Trapezous gelir. 
Mosynekler, Heptakometler: 
Mossynoikoslular, Kotyora’nın Ordu’dan ve Kerasos’un Bu günkü Giresun üzerindeki dağlardan Philokalaia bögesine Görele’ye kadar uzanan Pontos’un doğusunda olan dağ,  Paryadres dağlarında yaşamaktalardı. Bu kavme aynı zamanda Mossynekler de denilmekteydi. Gürcüler’in de ataları olan Kartveller ile aynı kökten gelmektedirler.Gürcüler efsanevi ataları Kartlos’a dayanarak Gürcistana Kartveller’in yurdu anlamında Sakartvelo demektedirler. Strabon’a göre; bu dağlarda yaşayan kabilelerin çoğunun vahşi olduğu; ancak Heptakometler’in daha da vahşi oldukları söylenmektedir. Bu halk ağaçlarda ve seyyar ahşap kulelerde yaşamaktadır. Bu kulelere Mosyn dendiği için de bu halka Mosynekler de denmektedir. Vahşi hayvan eti ve ceviz yiyerek yaşamaktadırlar. Kulelerinden atlayarak yolculara saldırmaktaydılar. Pompeius’un ordusu dağlık ülkeden geçerken 3 Roma bölüğünü imha etmişlerdir. Yabani orman gülünden elde edilen, deli balını yol üzerinde bırakmışlar, bunu yiyen askerler bilinçlerini kaybedince saldırmışlardır. Bu insanların bir kısmına da Byzeres denmekteydi. Ksenephon’a göre; Mossyn kavmi sarmaşık yaprakları biçiminde öküz derisinden kaplı kalkanlar kullanan, dokuz ayak boyunda bir ucunda demir mızrak, diğer ucunda topuz olan kargılar kullanan, kalın ve sık dokunmuş tunikler ve deriden yapılmış ortasında sorguçlu miğferler giyen, demir baltalar taşıyan insanlardır. Ekmek dolu ambarların babadan oğula geçtiğinden bahsetmektedir. Hellenler bir Mossynoikos kalesini ele geçirmiş, kalede ikamet eden insanlar da teslim olmak yerine surlardan atlamayı tercih etmişlerdir, kadın erkek çocuk pek çok kişi hayatlarını kaybetmiştir. Kalede, yunus balığı eti, ceviz ve şarap ele geçirdiklerinden bahsetmiştir. Bu halkın adetlerinin Hellenler’e göre garip geldiğini de anlatmaktadır. Yalnızken topluluk içindeymiş gibi davranırlar; kendi kendilerine konuşur, gülerler. Savaş sırasında içlerinden bir kişi şarkı söylemeye başlamış, diğerleri de eşlik etmişlerdir. Mossynekler’in birbirleriyle bir kale için mücadele ettikleri, bu kaleyi alanların diğer Mossynler’e hakimiyet kurduğunu da anlatmaktadır. Herodotos ise Mossynoikoi kavimlerinin savaşta ahşap başlıklar taktıklarını, kalkanlarının küçük olduğunu, kullandıkları mızrakların kısa saplı olup, mızrak uçlarının ise uzun ve sivri olduğunu belirtmektedir. Heredotos ile Ksenephon’un tabirleri birbirine uymamaktadır. Pseudo Skylax’a göre, Mossynoikoi kavmi, Makrokephaloi’den Makronlarlardan sonra gelmektedir ve bu insanlar dağlarda yaşamaktadırlar. Mossynoikoiler’den sonra da Tibarenoi halkı ve sonrasında da Khalybesler gelmektedir. 

Khaldai, Khalybes: 
Khalybes kavmi, Küçük Armenia’nın doğusundan itibaren, Paryadres dağ silsilesi dahil Kerasos ve Kotyora kentlerini de kapsayarak Themiskyra yöresine kadar uzanan bölgede bulunmaktaydı. En büyük geçim kaynakları madencilikti. Demiri işlemekle ün salmışlardır. İşledikleri demir, deniz aşırı coğrafyalara ihraç edilmiştir. O kadar ki demir daha sonra ‘Khalyps’ olarak anılmıştır. Strabon’a göre, Khaldai halkına eskiden Khalybes denmekteydi; ancak Ksenephon hem Khaldaialı hem de Khalybialı isimlerinden ayrı ayrı bahsetmektedir. Ksenephon; Khaldaialılar’ın bağımsız ve cesur insanlar olduklarını ve hasır mızrak kullandıklarını ve Khaldaialılar’ı erzak bulma mecburiyeti sebebiyle kendilerine düşman ettiklerini anlatmışken, Khalybialılar’ın hakkında ise Batı Armenia valisi Tribazos’un yanında paralı asker olarak bulunduklarından bahsetmiştir.  Buna ek olarak Khalybialılar hakkında; “Bu khalybialılar topraklarından geçtikleri en babayiğit kabileydi ve göğüs göğüse çarpışıyorlardı”  demiş ve kasıklarına kadar püskülden ziyade sık örülmüş urganlar ve keten göğüs zırhları, baldırlıklar ve miğferler giydiklerinden ve Lakanoia palasına benzer bir kılıç kullandıklarından bahsetmıştir. Strabon; bu halkın, Pharnakia’nın karşısında yerleştiklerinden, demircilik yaptıklarından, palamut ve yunus avladıklarından, yunus yağını pek çok amaç için kullandıklarından bahsetmektedir.  Khaldai kavminin bir süre Armania’ya egemen olan krallar tarafından egemenlik altına alındığından ve bir dönem bir kadın yönetici olan Pythodoris tarafından yönetildiğini anlatmaktadır. Khaldaialılar, Mossynoikoslular’ın egemenlikleri altında da kalmışlardır. Rhodoslu Apollonios ise Khalybes halkını anlatırken çok sefil olduklarından bahsetmektedir. Khaldai isminin önce Kard, oradan da Kürt ismine dönüştüğüne dair bir yorum da mevcuttur. Ancak bu pek mümkün görünmemektedir. Gürcüler’in atalarından olan Kartveller ile aynı kökenden olmaları daha mümkün gözükmektedir. 
Lazoi, Kolkhoi, Kolkhisli 
Kolkhis bölgesi, Karadeniz’in doğu kısmındadır. Doğusunda Gürcistan ve kuzeyinde kafkasya vardır. Kolkhis bölgesinde bronz çağından itibaren gelişmiş bir kültür mevcuttur. Özellikle daha Milattan Önce15. ve Milattan Önce 8. yüzyıllarda yerel halk metal eritimi ve bunların kalıba dökülmesi konusunda oldukça ilerlemiş bulunmaktaydılar.  Arrianus, Kolkhoi kavminden bahsederken, onların Trapezouslular’la sınır olduklarını söylemiştir. Ksenephon’un aktardığı bilgilerden de Kolkha kültürünün, antik devirde Harşit nehrinin denizle birleştiği yerden Zigana dağlarının Karadeniz’le birleştiği yere kadarki sahile hakim olduğunu anlamak mümkündür. Mossynekler’in Roma lejyonlarına yem olarak deli balı bırakmaları gibi bir olay yine benzer coğrafyada Hellenler’in de başlarına gelmiştir. Ksenephon’un anlatısına göre; Hellenler, Kolkhis diyarında buldukları baldan dolayı, delirmiş, bayılmış, rahatsızlanmışlardır. Ahmet Mican Zehiroğlu’na göre Kolkhisliler, Yunanlıları tuzağa düşürmüşler ve terk ettikleri köylerinde bol miktarda zehirli bal (deli bal) bırakarak, Yunanlıların kitle halinde komaya girmelerine neden olmuşlardı. Kolkhisliler sığır yetiştirmektedirler, bunu da Hellenler’e sığır hediye etmelerinden anlayabiliriz. Antik çağda Doğu Karadeniz sahilleri için kullanılan Kolhi teriminin yerini daha sonraları Lazika terimi almıştır. Milattan Sonra 6. yüzyılda Doğu Karadeniz’i gezen Bizanslı Tarihçi Agathias, bu durumu şöyle yazmıştır; Lazika’da yerleşik olanlar, eskiden Kolhiler olarak bilinirlerdi ve bu Lazlar ile Kolhiler de aynı halktır…” Laziler güney kafkasya bölgesini de kapsayan Kura Aras kültürüne dahildirler. Lazlar’ın kökenlerinin Amazonlar’a dayandığı gibi bir yorum da mevcuttur. Arrianus Lazoiler’den bahsetmiştir; ancak Arrianus’un Lazoi’den bahsettiği bu zamanlarda Lazoiler hakkındaki bilgiler çok kısıtlıdır. Arrianus’a göre Lazoi kavmi ve Apsilai kavmi komşudurlar; Apsilai’den sonra da Abaskoi kavmi gelmektedir. Lazoi kavminin kralı Malassas’dır. Abaskoi kabilesi bu günkü Abhazya bölgesindedir. Bu bilgiler ışığında Arrianus, Lazoi kavminin bulunduğu yeri Abhazya’nın güneyine koymuş olmalıdır. Pillinius, Trapezous’dan itibaren nehrin ağzında aynı ismi taşıyan kaleye Bu günkü Gonio Kasabası civarı kadar olan kavimlerden birinin Heniokhi’ler olduğundan bahseder; Heniokhi kavminin hemen ötesindeyse Lazi’ler vardır.  Arrianus ve Pillinius Laziler’i benzer bölgede konumlandırmışlardır. Memnon, Heraklia Pontike Tarihi adlı eserinde Pontos’un iç kısımlarında Lazoi kolonileri olduğundan bahsederler.

Sonuç: 
Karadeniz bölgesinde bronz çağından itibaren kendi yerlilerinin kurduğu yüksek bir medeniyet mevcuttur. Bu yüksek medeniyeti kuran insanlar dışarıdan gelen insanlara, yani yabancılara, sıcak gözle bakmamışlardır. Hellenler bölgeye ilk geldiklerinde, Karadeniz’in yerli halkıyla mücadele etmek durumunda kalmıştır. Hatta anlıyoruz ki Karadeniz’in yerli halkı Hellenler’in karşısında durmuştur. Çünkü Karadenize Aksenios yani yabancı sevmez sıfatını Hellenler vermişlerdir. Ancak zamanla karadenize yerleşen Hellenler, Karadeniz’i de hellasın, yani kendi yurtlarının bir parçası saymış, Euksenios, misavirperver, sıfatını daha uygun görmüşlerdir. Karadeniz’de batıdan doğuya doğru Mariandynler, Mosynekler, Makronlar, Khalybialılar ve Lazoiler bulunur. Kıyı kesimlerinde de Hellen kolonileri bulunmuştur. Bu halklar, Hellen, Pers, Roma gibi medeniyetlerin hakimiyetinde kaldıkları süre içinde dahi, kimliklerini muhafaza etmişlerdir. Bu halklar dan, Khalybialılar için Strabon her ne kadar eskiden Khaldai adı ile anıldıklarını belirtse de Ksenephon hem Khalybialılar’ı hem de Khaldaialılar’ı ayrı ayrı incelemiştir. Ksenephon’un Strabon’dan önce yaşadığı da göz önüne alınırsa Strabon’un bu konudaki görüşünün de gözden geçirilmesi gerekir. Galatialılar ise Trokmiler, Tolistoboglar ve Tektosaglar olarak 3 ayrı kabileden oluşurlardı. Trokmiler’in Ankyra, Tolistoboglar’ın Tabia ve Tektosaglar’ın Pessinus kentlerini kurduklarına dair bilgiler mevcuttur. Önceleri Kolkhis olarak bilinen bölge daha sonraları Lazika olarak anılmaya başlamıştır. Lazoiler hakkındaki en eski bilgi verenlerden biri de Arrianus’dur. Krallarından ve bölgelerinden bahsetmiştir. Mosynekler ağaçtan kulelerde yaşayan ve yabancılara her an saldırıya hazır olan bir halk olarak göze çarpmaktadırlar. Ayrıca kendi aralarında da bir kale için savaşmaktadırlar; hangi kabile bu kaleyi ele geçirirse, diğerlerine üstünlük kurardı. Strabon, Makronlar’ın Sanlar olduklarını öne sürmüştür; ancak Arrianus Drillai kavminin Makronlar olduğunu ileri sürerken Pilinnius da Makronlar ve Sanlar’dan ayrı ayrı bahsetmiştir. Bu durumda Strabon’un iddiasına tam olarak inanmak mümkün gözükmemektedir. Mariandynler, haklarındaki bilgiler kısıtlı olan, Karadeniz’in batı kesiminde yaşamış olan bir kavimdir. Sonuç olarak bu çalışmada, antik devirlerde Karadeniz bölgesinde yaşayan halklardan yukarıda bahsettiklerimiz hakkında, bilgilerimiz ne kadar kısıtlı da olsa, mevcut bilgileri olabildiğince bir araya toplayarak, toplanan bilgilerin değerlendirilmesine uğraşılmıştır.


 

Seyfullah AksoySeyfullah Aksoy