Karadere Vadisinde sahip olduğu bir kaç ineği ile yaylacılık yapanlara ineklerini bırakmak için yollara düşenlerin yazdıklarını okuyalım.
Daha ilkokul çağlarındaydım.
Ağabeyim ile yayla yollarına düşmüştük. Neredeyse 2 günlük yürüyüşten sonra Gümüşhane’ye bağlı Gezge (Güngören) yaylasına ulaşmıştık. O zamanlar yollar arabaların zor geçtiği, çamurlu stabilize yollardı. Yağmurlu havalarda ise sürekli kapanıyordu.
Şafakla iki ineğimizi alarak yayla ka filesine katıldık. Araba yolu olmasına rağmen araçla yaylaya bir şey götürmek o günün şartlarında oldukça pahalıydı. Kış boyu ahırda kalan inekler yürümekte zorlanıyordu. Durum böyle olunca kısa sürede yaylacılardan koptuk. Arkadan gelen herkes bizi geçerek yola devam ediyordu. Bizim ise başımızın yürümekte zorlanan ineklerimizle belada olduğunun farkında idik.
Akşam ezanı okunmuştu. Biz tek başımıza yollardaydık. En vahim tarafı ise hurafelerle anılan Karameşe isimli ormana gelmiştik. Perişan halde gelip geçen arabalara Hidirellez mağarasını soruyorduk. Fazla yolunuz yok diyorlardı. Burası yaylaya gidenlerin yarı yoluydu. Geceyi burada geçiren yaylacılar, sabah dinlenmiş olarak yola devam ederlerdi.
Hava iyice kararmıştı ineğimizin büyük olanı yolun ortasına oturup kalmıştı. Mecburen onu bırakıp yola devam ettik. Çok ilerlemeden konaklayanların dumanının kokusu burnumuza gelmeye başladı. Ardımızdan yorulan ineğimizin de geldiğini görünce iyice rahatladık.
Hidirellez mağarasına vardığımızda diğer yaylacıların orada konakladığını gördük. Yolda bizi geçenleri sima olarak tanımıştık, bizi oldukça iyi karşıladılar. Zaten bizim perişan durumumuza onlarda üzülmüştü. Bize yemek verdiler ve çam dallarından yaptıkları yataklarını paylaştılar. İneklerimize yem verdiler. İhtiyar beyaz sakallı bir amca, siz sabah herkesten önce çıkın da geç kalmayın dedi. Öğüde uyarak sabah olmadan herkesten önce yola koyulduk. Fakat yine zaman geçtikçe herkesten geriye düştük.
Pamuğun Gölü isimli şelaleye geldik. Bir uçurumdan akan Karadere’nin suyunun tam ortasına büyük kalaslarla yapılmış araba yolundan geçerken, suyun yüzümüze değdiğini hissediyorduk. Tilkibeli isimli bu mevkide, aşağıda kullanılmayan eski bir Taşköprü vardı. Yol bir yılan gibi uçurumlu viraj lardan süzülerek Pazarcık’a ulaşıyordu.
Köprüyü geçtikten sonra küçük inek şelaleye yakın yetişen taze otların bulunduğu yere giderek otlamaya başladı. Artık alıştığımız için paniklemiyorduk. Bekledik, keyfi olunca yanımıza geldi.
Bizde inekleri alıp Pazarcık’a ulaştık. Orada bir lokantanın yaptığı pekte hoş kokuya sahip olmayan kurufasulye ile karnımızı doyurduk.
Akşam olmadan Gezge yaylasına ulaştık. Ailesiyle kiraladıkları bir evde kalan, köylümüz olan yaylacı amcaya ineklerimizi teslim ettik. Sobası yanıyordu, sobada yakacak olarak hayvan gübresinden yapılmış tezek kullanıyordu. O gece rahat bir yatakta karnımız tok uyuduk. Sabah erkenden yola koyulduk. Tekrar Pamuğun Gölü Şelalesine ulaştığımızda yaylalardan ot taşıyan bir kamyonun o uçurumdan aşağıdaki Taşköprü ye kadar yuvarlandığını gördük. Yoldakiler şoförünün viraja gelmeden kendisini atarak kurtardığını söylediler.
Tilkibelini geçtikten sonra Çatak Mevkiine gelmeden bir arabaya bindik ama fazla gidemedik çünkü yol yağmurdan oluşan heyelan nedeniyle kapanmıştı. Heyelanlı bölgeyi yürüyerek geçtik. Oraya kadar gelen araçlar Araklı’ya geri dönüyordu. Onlara binerek akşam olmadan köyümüze dönebildik.

































