EKONOMİ
Giriş Tarihi : 15-04-2026 16:55   Güncelleme : 15-04-2026 17:29

Bir Avuç Zalif, Bir Dünya Hayal

Doğu Karadeniz’in yamaçlarında, hasat sonrası yere düşen fındıklara “zalif” denir. Ömer, okul harçlığını çıkarmak için sabahın ayazında bu zalifleri topladı. Çuvalını köy bakkalının vitrinindeki pirinç teraziye boşalttı. Terazinin bir kefesinde şekerler, bisküviler, oyuncaklar; diğerinde onun alın teriyle topladığı fındıklar durdu. Tartı dengelendiğinde tezgâha konan bozuk paralar cebine girdi ama gözü vitrindeki oyuncaklarda kaldı. Bir avuç zalif, bir çocuğun hem ekmeği hem de hayali oldu.

Bir Avuç Zalif, Bir Dünya Hayal

Doğu Karadeniz’in sarp coğrafyasında, dağların ve coşkulu derelerin arasında büyüyen Ömer’in çocukluktan olgunluğa uzanan hikâyesidir bu.
Ömer artık evin sınırlarını aşmış, derenin dilini çözmeye başlamıştı. Suyun her kıvrımı, her taşın üstünden atlayışı ona başka bir şey anlatıyordu. Dere sadece akmıyor; sabrı, mücadeleyi ve yolunu bulmayı öğretiyordu.
Fındık hasadı bittiğinde, bahçeler büyükler için kapanırdı. Ama çocuklar için asıl zaman o zaman başlardı. Dallar silkelenmiş, çuvallar dolmuş, geride kalanlar toprağa karışmıştı.
İşte o geride kalanlara “zalif” denirdi.
Hem daldan unutulan, hem de yerde gözden kaçan fındıklar…
Ve o zalif, çocukların hakkıydı.
Ömer sabah erkenden bahçeye inerdi. Eğilir, kalkar, tekrar eğilirdi. Küçük elleriyle tek tek toplardı zalifleri. Her bulduğu tanede biraz sevinç, biraz umut vardı. Çünkü o sadece fındık değil; emeğinin karşılığını topluyordu.
Gün sonunda torbasını sırtına alır, dere kenarındaki dükkânların yolunu tutardı. Tartının kefesine dökülen zalifler, onun alın teriydi.
Ama asıl tartı, dükkânın camında kuruluydu.
Bir yanda şekerler, bisküviler, oyuncaklar…
Diğer yanda cebine girecek para.
Çoğu zaman para ağır basardı. Çünkü o para eve giderdi. Eksik olanı tamamlamaya, ihtiyacı kapatmaya…
Ve Ömer, o günlerde öğrendi:
Zalif sadece yerde kalan fındık değildir.
Zalif, hayatın geride bıraktıklarından payını almak demektir.
Akşama kadar zalif ettikleri fındık, ancak birkaç kilo gelirdi.
Ama o birkaç kilo, çocuklar için koca bir günün karşılığıydı.
Güneş tepeden inerken, sırtları ağrır, elleri toprağın kokusunu iyice içine çekerdi. Her bir zalif, eğilip kalkmanın, sabrın ve umudun eseriydi.
Ömer torbasına baktığında, aslında sadece fındık görmezdi.
Bir günün emeğini, hayallerini ve biraz da büyüdüğünü görürdü.
Ve o günlerde anladı:
Az olan bazen çoktur…
Çünkü içinde emek vardır.

Seyfullah AksoySeyfullah Aksoy