Türkiye yıllardır dünyanın fındık devi olarak gösteriliyor.
Ama Karadeniz’de bahçeye giren üretici artık başka bir gerçekle karşı karşıya:
Maliyet büyüyor.
Kazanç küçülüyor.
Piyasa birkaç büyük yapının gölgesinde şekilleniyor.
Bir yanda don tehlikesi, kahverengi kokarca istilası, artan işçilik ve gübre maliyetleri…
Diğer yanda ise Şili, Gürcistan ve Azerbaycan gibi ülkelerde hızla büyüyen yeni fındık bahçeleri…
Karadeniz üreticisi artık açık açık şu soruyu soruyor:
“Türkiye dünya lideriyse, neden üretici geçinemiyor?”
Sektörde en çok tartışılan başlıklardan biri ise küresel alım sistemi.
Ferrero gibi uluslararası devlerin Türkiye’deki güçlü alım ağı ve büyük ortaklı ticaret sistemi, üreticiler arasında uzun süredir rahatsızlık konusu.
Üreticilere göre piyasa artık serbest görünse de gerçek güç birkaç büyük alıcının elinde toplanıyor. “Emanet fındık” sistemi üzerinden oluşan baskının fiyatları aşağı çektiği yönündeki eleştiriler ise her sezon daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Karadeniz’de birçok üretici şunu söylüyor:
“Bahçede riski biz alıyoruz.
Donu biz görüyoruz.
Kokarcayla biz mücadele ediyoruz.
Ama kazancı başkaları yönetiyor.”
Özellikle küçük üretici için tablo giderek ağırlaşıyor. Çünkü fındık Karadeniz’de sadece bir ihracat ürünü değil; köyün ayakta kalması, göçün durması ve bölge ekonomisinin nefes alması anlamına geliyor.
Uzmanlara göre Türkiye üreticiyi koruyacak uzun vadeli politikalar geliştirmezse, küresel firmaların alternatif üretim ülkelerine yönelmesi önümüzdeki yıllarda Karadeniz’de çok daha büyük ekonomik kırılmalar yaratabilir.































