Market raflarında sessiz bir fırtına kopuyor. Vatandaş alışveriş arabasını doldurmaya çalışırken, çalışanlar arkasından yetişemiyor: Etiketler bir bir sökülüyor, yenileri takılıyor. Adına “fiyat güncellemesi” denilen bu tablo, gerçekte dar gelirlinin cebine indirilen yeni bir darbeden başka bir şey değil.
Daha birkaç saat önce 29 TL olan 5 litrelik suyun 36 TL’ye çıkarılması artık istisna değil, sistem haline gelmiş durumda. Temel ihtiyaç ürünleri bile hızla zamlanırken, sofraya konulan her lokma daha pahalıya mal oluyor. Vatandaşın alım gücü eridikçe eriyor, maaşlar daha cebe girmeden buharlaşıyor.
Yetkililer ise hâlâ “enflasyon kontrol altında” demeye devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu verileriyle çizilen tablo ile market raflarındaki gerçeklik arasındaki uçurum her geçen gün büyüyor. Kâğıt üzerindeki rakamlar düşse bile, vatandaşın yaşadığı hayat pahalanmaya devam ediyor.
Asgari ücretli geçinemiyor, emekli temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor, dar gelirli ay sonunu getiremiyor. Buna rağmen yapılan açıklamalar, yaşanan ekonomik sıkıntıyı görmezden gelen bir iyimserlik pompalıyor. “Zam yok, güncelleme var” söylemi ise artık toplumda karşılık bulmuyor.
Çünkü gerçek çok net:
Raflarda fiyatlar yükseliyor,
Cüzdanlarda para azalıyor.
Ve bu tablo karşısında milyonlarca insanın tek sorusu var:
“Biz mi yanlış yaşıyoruz, yoksa anlatılanlar mı gerçek değil?”
Çünkü insanlar artık açıklamalara değil, yaşadıklarına bakıyor.
Markette, pazarda, faturada gördüğüne inanıyor.
Her gün biraz daha küçülen sofralar,
Ertelenen ihtiyaçlar,
Vazgeçilen hayaller…
Bunlar istatistik değil, hayatın ta kendisi.
Ve artık mesele sadece geçim değil;
onurla yaşama meselesi.
Çünkü kimse lüks istemiyor,
Sadece insanca yaşamak istiyor.































