1884 yılında Trabzon Beşikdüzünde doğmuştur. Babası emekli deniz kıdemli yüzbaşı Hacı Hafız Ahmet Kaptan’dır. Yörede ailesi “Reisoğulları” namıyla bilinir.
Asıl mesleği itibariyle deniz subayı olan Ali Şükrü Bey, kardeşi Şevket Bey ile birlikte Heybeliada’daki Bahriye Mektebine kaydolmuş ve 1904 senesinde Deniz Kurmay Subayı olarak orduya katılmıştır.
Ali Şükrü Bey, ordunun büyük ölçüde siyasetin içine itilmesi sonucu İttihat ve Terakki’nin burada kendinden olmayanı barındırmak istememesi üzerine yüzbaşı rütbesinde iken istifa ederek siyasete atılmıştır. Ali Şükrü Bey siyasi ahlakı, medeni cesareti ve şuurlu muhafazakârlığı ile kısa zamanda kendini kabul ettirmiştir. Milli mücadele kahramanı Ali Şükrü Bey sert bakışlı, iyi konuşan, sözünü dinleten, kendi bildiğinden şaşmayan bir hatipti.
1920’de 36 yaşında Trabzon mebusu seçilerek Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında görev almıştır. Daha sonra Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de Trabzon milletvekili olarak girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’inde Mustafa Kemal Atatürk’e en sert muhalefet yapan liderlerden biri olmuştur.
Hakimiyeti Milliye gazetesine karşı Tan gazetesini çıkarmıştır. Özellikle, Lozan görüşmeleri sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi sinde görüşlerini hiç çekinmeden açıklama cesareti göstermiştir. Örneğin; İsmet Paşa‘nın hariciyeci olmadığı için Lozan’da acemice işler yaptığını ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kendisine verdiği yetki sınırlarının dışına çıkarak müzakereleri sürdürdüğünü ileri sürmüştür.“Mehmetçiğin süngüsüyle ve şehitlerin kanlarıyla kazanılan muazzam zafer, Lozan’da heba ediliyor. Yani, harp meydanında kazandıklarımız, götürülüp masada kaybediliyor.”demiştir.
Onun bu gibi konuşmalarından sonra bazı vekiller meclis içinde Ali Şükrü Bey’in üzerine silâhla gittikleri halde o yine de yılmamış ve inandığını söylemeye devam etmiştir. Örneğin; Ali Şükrü Bey, yeni Meclis’in kurulduğu ilk günlerde “içki yasağını” gündeme getirmiş ve 14 Eylül 1920’de kabul edilen “Men’i Müskirat Kanunu” dindar arkadaşlarının gayretleriyle yürürlüğe girmiştir. Bu olay içki müptelası bazı şahısların ona düşmanlığını artırmıştır.
Ali Şükrü Bey aynı zamanda Said Nursî ile yakın dosttu. Bu nedenle onun bazı eserlerini kendi matbaasında bastırmıştı. Bu gibi nedenlerden dolayı boy hedefi haline gelen Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923 günü Mustafa Kemal’in özel muhafız alayı komutanı ve arkadaşı olan Giresunlu Topal Osman tarafından boğularak öldürülmüştür. Bu cinayet Türkiye Cumhuriyet’inde ilk siyasi suikastlerinden biridir.
Ali Şükrü Bey’in kimliğinin tanımlayan en veciz ifade “İslam”dır. Hassasiyetlerini, atılganlığını, mücadeleci ruhunu, cüretkarlığını ve muhalif duruşunu besleyen yegane kaynak İslam’dır.
Tarihimizde öyle şahsiyetler vardır ki, ömürleri boyunca gösterdikleri yiğitçe davranışlar kimilerin işine gelmemiş, böylece unutturulmaya çalışılmışlardır. Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’de bunlardan biridir ancak bu sinsi siayset başarıya ulaşamamış Ali Şükrü Bey başta olmak üzere gündemde olmalarından rahatsızlık duyulan İslam’ın izzetli neferleri, Hakk’ın hatırını her telakkiden aziz bilen şahsiyetli Müslümanlar tarafından her daim hizmet ve şükranla anılmışlar ve anılmayada devam edeceklerdir.
Ali Şükrü Bey’in mezarı Trabzon Boztepededir.
Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey 1. Türkiye Büyük Millet Meclisinde Mustafa Kemal’e yaptığı sert eleştirilerle tanınmıştı. 1923’te siyasî bir cinayete kurban giden Ali Şükrü Bey’in öldürülmesinin perde arkasındaki gelişmeler.
27 Mart 1923 Salı gecesi, İkinci Grup önderlerinden Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, birdenbire ortadan kayboldu. Bu kayboluş muhalefeti oldukça telaşlandırmıştı ve onun siyasî bir saldırıya maruz kalmış olabileceği, bir daha sağ olarak Meclis’e dönemeyeceği endişeleri hakimdi. Meclis gergin ve tedirgindi.
Kamuoyuna göre Ali Şükrü’nün kayboluşunun ardında İttihat ve Terakki’nin komitacıları vardı, çünkü komitacı geleneğin izleri açıkça ortadaydı. Hasan Fehmi, Ahmet Samim cinayetlerini işleyen komitacı yapının muhalifleri öldürme geleneği tekrar hortlamıştı. Ali Şükrü de muhalif kanadın en keskin uçlarından biriydi.
BÜTÜN DELİLLER ORTADA BIRAKILMIŞ
Eldeki deliller ve tutukluların ifadelerine göre cinayet şöyle gerçekleşmişti: Mustafa Kaptan, Ali Şükrü Bey’i kahvehaneden dışarı çağırarak Topal Osman Ağa’nın çok hasta olduğunu, kendisiyle görüşmek istediğini söylemişti. Ardından birlikte Topal Osman Ağa’nın evine gitmişlerdi. Ali Şükrü Bey ikram edilen kahveyi içerken arkadan gelen iki kişi onu ellerindeki iplerle boğarak öldürmüştü.
Burada dikkatleri çeken husus şuydu: Hiçbir komitacı böyle açık delil bırakmaz. Çünkü onlar profesyonel suikastçılardır ve karda yürürler izlerini belli etmezler. Daha önce işlenen cinayetlerin hiçbirinin failinin bulunamaması bunun en açık göstergesidir. O halde burada delillerin ortada bırakılmasının nedeni ne olabilir? Cevap basit: Cinayeti Topal Osman’ın üzerine yıkmak…
Topal Osman’ın Ali Şükrü’yü öldürmesi Çankaya’nın emri miydi? Katillerin “Efendisi” kimdir? Bu savı ortaya atan yalnızca Trabzonlular da değildi. Doğru ya da yanlış ama Faik Ahmet Barutçu anılarında İnönü’nün emri vereni bizzat kendisine anlattığını söylemektedir. Cinayetin sonuçlarına baktığımızda Ali Şükrü Bey’in öldürülmesiyle bütün muhalefet Meclis dışına atılmıştı.































