Bayburt hadisesinin ortaya çıkışı ilginç bir döneme rastlamıştır. Bu sırada henüz Erzurum ve Sivas Kongreleri yeni yapılmış; Heyet-i Temsiliye ülkenin içinde bulunduğu duruma hâkim olmaya çalışmaktadır. Öte yandan İstanbul Hükümeti ise yetersizlik içerisinde bulunmaktadır. Yani bir tarafta milli güçlerin henüz tam anlamıyla teşkilatlanmamış olması, diğer tarafta merkezi otoritenin önemini kaybetmesi böyle bir isyan için ortamı uygun hale getirmiştir. Bayburt hadisesinin müsebbibi Şeyh Eşref, Hart nahiyesi (bugünkü Aydıntepe ilçesi) halkından olup medrese tahsili görmüş bir kişidir. Daha sonra Harput’ta ikamet eden Erzurumlu Osman Bedrettin Efendi’nin dergâhında hizmet ederek ona intisap etmiştir. Kendisi sözde keramet göstererek Hart halkından bazılarını etrafına toplayıp kısa sürede çevresinde etkili olmaya başlamıştır. Hart’ın dışında Sürmene civarında da önemli miktarda taraftar bulan Şeyh Eşref’in 400 silahlı adamı olduğu bilinmektedir. Şeyh Eşref, Harput’tan döndükten sonra 1908 yılından beri yaptığı telkinlerle kendisinin kutsal bir varlık olduğu, dolayısıyla vücuduna kurşun işlemeyeceği söylentilerini çıkararak bu hayallerin bölgede bir inanç haline gelmesine sebep olur. 1908 yılından itibaren peygamberlik iddiasıyla Allah tarafından kendisinin şeriatın ilanına memur edildiğini duyurarak İslam alemini kendisine bağlama sevdasına düşer. Bu yoldaki çabalarını arttıran şeyh, başta padişah olmak üzere bütün memur, subay, asker ve ulemaya küfür isnat ederek hepsinin kâfir olduğunu ilan eder. Şeyh Eşref’in zararlı hareketleri ve etrafa yaptığı kötü tesir 1. Dünya Savaşı öncesine dayanır. Nitekim Erzurum Valiliği, savaştan hemen önce kendisini tutuklatır. Fakat Erzurum düşman işgaline uğrayınca şeyh serbest kalır, Hart’a dönerek faaliyetlerine devam eder. Şeyhin faaliyetlerinden rahatsız olan çevre halkının ‘Şeyh Eşref, Şiilik telkinatı yapıyor’ şeklindeki şikâyeti üzerine, 16 Ağustos 1919 tarihinde ifadesinin alınması için Bayburt’a çağrılır. O, bu çağrıya itibar etmediği gibi Hart’taki müritlerini silahlandırarak isyana kalkışır. Bu sırada Hart’ta bulunan ve sayıca yetersiz olan jandarma birliklerini de tehdit eder. Bu durum üzerine harekete geçen Hart nahiyesi müdürü 20 Ekim 1919’da vilayete müracaat ederek şeyhin faaliyetlerine dikkat çeker. 26 Ekim 1919 günü Şeyh Eşref, hükümetin dinsiz olduğunu ve dünyayı ıslah edeceğini söyler. O gün, Bayburt kaymakamı, şeyhi, müftü aracılığıyla ilçeye çağırır ancak Şeyh Eşref çağrıyı kabul etmez. 26 Ekim 1919’dan beri ayaklanma halinde olan Şeyh Eşref, 6 Aralık 1919 günü Gümüşhane’de sorguya çekilir ve subaylara yalnızca bucak müdürüyle arasının açık olduğunu, ne emrederlerse yapacağını söyler. Bu arada 3 Aralık 1919 tarihli bir telgrafla Erzurum Valiliği, Erzurum’da örfi idareyi gerektirecek bir durum olmadığını, Şeyh Eşref hadisesinin divan-ı harb-i örfide görülmesinin uygun olacağını ve Bayburt’ta örfi idare ilan edilmesi gerektiğini Dâhiliye Nezareti’ne bildirir. Bazı yazarlara göre Bayburt’un Hart nahiyesinde çıkan bu ayaklanma şeriat düzeni kurmak amacıyla çıkarılmıştır. Bazılarına göre de ayaklanma irticai bir faaliyettir. Maksatlı yobazlığın bir örneğidir. Şeyh Eşref kendisini şeriat sahibi ve beklenen mehdi diye tanıtmış sahte peygamberlik iddiasında bulunmuştur. Dolayısıyla bu olay bir gericilik hareketidir. Şeyh Eşref’in yeni bir mezhep ya da tarikat kurduğu ve kurduğu bu düzenin Said-i Nursi’nin Nurculuk hareketine benzediği iddia edilmektedir.Erzurum Kongresi’nin toplandığı günlerde ülkede milli birlik ve beraberlik yolunda önemli adımların atıldığı bir zamanda Ermeni ve Rumların gerçekleştirdiği bozguncu hareketlerle birlikte Şeyh Eşref’in davranışları, irticai tutumunu ve isyancı gidişini sürdürmek istemesi, milli birliğin kurulmasını ciddi şekilde engelleyen bir gelişme olarak ortaya çıkmıştır. Bundan sonra 8 Aralık 1919 günü başında Binbaşı Nuri Bey’in bulunduğu 50 kişilik bir müfreze Hart’a gönderilir. Olayla ilgili olarak bir taraftan inzibati tedbirler alınırken bir yandan da olayı sıcak bir çatışmaya dönüştürmemek, nasihat ve görüşmeler yoluyla çözmek üzere din adamlarından kurulu bir heyet harekete geçirilir. Hart’a gelen heyet hemen şeyhle görüşmek iste ancak şeyhin bilinmeyen bir yere gitmiş olması sebebiyle görüşme yapılamaz
Görüşmenin gerçekleşmemesi üzerine heyetle beraber bölgede bulunan askeri birlik de geri dönmek ister. Köy halkı askerin yorgun olduğu gerekçesiyle yemek yedikten sonra gitmelerini rica eder. Askerlerin köy evlerine yemek için dağıldığı bir sırada şeyh müritleriyle köye dönerek askerleri baskına uğratıp silahlarını ellerinden alır ve kendilerini esir eder. Bu arada Bayburt’tan yardım istemekte olan Alay Komutanı Nuri Bey şehit edilir. Bu birliğin şeyh ve adamlarınca esir alınması üzerine Bayburt’tan 60 kişilik ikinci bir birlik gelmiş, Hart’ın güneyindeki Karz-i Süfla (Aşağı Kırzi) köyünde mevzilenmiştir. Miralay Hasan Lütfü Bey komutasındaki bu birlik de 9 Aralık 1919 gecesi şeyhin müritleri tarafından yapılan bir baskınla esir alınmıştır. Çatışma esnasında bir kısım asker de şehit olmuştur. Şeyhin gücü bu başarısından sonra büsbütün artmıştır. Miralay Hasan Lütfi Bey harekete geçmeden önce Şeyh Eşref’e sözünü geçirebilecek hatırlı bir kişi aranmış ancak bulunamamış ve bu durum da Erzurum Valiliği tarafından 11 Aralık 1919 tarihli telgrafla Dâhiliye Nezareti’ne bildirilmiştir. Siyasi durumun hassas olduğu böyle bir zamanda yetkililerin kararsızlığından cesaret alan şeyh, kısa sürede vardığı noktayı büyük bir başarı olarak değerlendirmiştir. Nitekim bu olaylardan sonra peygamberlik ve mehdilik iddiasında bulunmuştur. Şeriatı ön plana çıkaran ve dinin koruyucusu gibi görünen şeyh; padişaha, halifeye ve hükümete açıkça isyana kalkışmıştır. Bütün kâinatla harp edeceğine dair beyanlarda bulunmuş, çevre köyler ile Karadeniz sahillerine nüfuz etmekten de çekinmemiştir. Müritlerini Hart çevresinde toplayarak Bayburt üzerine, oradan da Erzincan’a yürümeye hazırlanmış, bundan sonraki hedef olarak da Erzurum’u seçmiştir. Şeyhin bölgedeki bu faaliyet ve düşünceleri üzerine 11 Aralık 1919 tarihli bir telgrafla Erzurum Valiliği, Şeyh Eşref ve çevresindekilerin yeni bir mezhep icat ettiklerini ve haklarında yapılan incelemenin sonucunu bir telgrafla Dâhiliye Nezareti’ne bildirmiştir. 13 Aralık 1919 günü şeyhin tedip edilmesi için daha etkili bir askeri müdahale planlanırken diğer taraftan vilayet kadısının da içinde bulunduğu ikinci bir nasihat heyeti gönderilerek şeyhten esir aldığı askerleri serbest bırakması istenmiştir. Hükümete itaat etmesi halinde kendisine bir şey yapılmayacağı hususunda teminat verilerek ikna edilmeye çalışılan şeyh, yapılan bütün teklifleri “Hepiniz kâfirsiniz. Kimseyi tanımam ve boyun eğmem. Savaşacağım.” İfadeleriyle reddederek arabulucuları elleri boş bir şekilde geri göndermiştir. Bu arada Kafkas Ordusu Kumandanı Miralay Rüştü Bey komutasındaki mürettep Kuva-yı Milliye birliğinin Bayburt’a vardığı Erzurum Valiliği tarafından Dâhiliye Nezareti’ne 13.12.1919 tarihli telgrafla bildirilmiştir. Bütün bu telgraflar bölgedeki her gelişmenin anında Dâhiliye Nezareti’ne bildirildiğini göstermektedir. 14.12.1919 tarihinde Fevzi Paşa bölgede Şeyh Eşref hadisesinden başka asayiş sorunu bulunmadığını, bu sorunun da çözülüp, neticesinin bildirileceğini yine Dâhiliye Nezareti’ne gönderdiği başka bir telgrafla beyan etmiştir. Fevzi Paşa başkanlığında oluşturulan komisyon, Şeyh Eşref hadisesiyle ilgili tahkikat ve değerlendirme yaparak hazırladığı raporu 17 Aralık 1919 tarihli telgrafla Dâhiliye Nezareti’ne göndermiştir. Söz konusu raporda gelişmeler şöyle anlatılmaktadır: Erzurum’dan takdim edilen telgrafnamede arz edildiği üzere dünkü Pazartesi günü Bayburt’a gelerek Şeyh Eşref hadisesini derinliğine araştırmak için bu gün kasabada kaldık. Tahkikat icrası için vilayetten gelen merkez kadısı ile merkez müdde-i umumisi, Bayburt’taki fırka kumandanı ve diğer iki zattan mürekkep bir komisyon burada tahkikat icrasına başlamış. Ve hadisenin meydana gelişi hakkında birçok muhtelif rivayet mevcut olmasından naşi bizzat Şeyh Eşref’le görüşerek meseleye mahallince vukûfiyet peyda etmek heyetimizce de tensip edilerek Merkez Kadısı Hurşit Efendi bu sabah Hart nahiyesi merkezine gitmiş ve şimdiye kadar oraya gidenlerin şeyh tarafından rehine tarzında alıkonulduğu görülmekte ve nihayet akşam ezanına kadar avdet etmediği takdirde de kendisinin de şeyh tarafından alıkonulduğunun bilinmesi ve ona göre tedbir düşünülmesi icap edeceği aramızda anlaşılmış olup söz konusu kadı efendinin dönüş zamanı olan gece yarısına kadar gelmemiş olduğundan bunun da diğerleri gibi şeyh ve daha doğrusu müridanı tarafından tevkif edildiği tahakkuk etmiş olur.
Çok çeşitli rivayetler meyanında asıl ve doğruya en yakın olanı, söz konusu şeyhin tam akıllı biri olmayıp meczup ve ihtiyaten mecnunâne bazı harekâta teşebbüs ettiği ve müftü tarafından uyarılması için yapılan davetehalinde hükümetin gücünü korumayı temininde yarım tedbirlerle hareket eylediği takdirde eşkıyanın yüz bularak, hükümet kuvvetini hiçe sayması mahzurunun def’i noktasında bu hadisenin silah kuvvetiyle halli, şeyh ile avanesinin terhiniyle, bir surette tedibi lüzumuna kani olanlar var ise de kanaat-i acizanemize göre hal ve vaziyet buralarını bu suretle düşünmek ve tatbik etmek asla müsait olmayıp Şeyh Eşref’in zaten mecnun derecesinde meczuplardan ve her halde bu gibi haliyle rüfekasını idare edemeyecek derecede acezeden bulunduğu umumen bilinmekte olup meselenin silah kuvvetiyle halline kalkışılması halinde dahi birçok suçluların can korkusu dolayısıyla şeyhin avanesine iltihak edeceği tabii ve bu şekilde sevkiyat icrası halinde zararsız hale getirilmelerinden şüphe edilmese de ahali arasında bu gibi toptan öldürme hal-i hazırda dâhil ve harice karşı icra edeceği tesiratın önemli şiddeti; sulh yolunun yegâne çare olduğu mülahazatını ortaya çıkarmakta; binaenaleyh burada müteşekkil heyet-i mahsusa tarafından icra edilecek tahkikatın tek taraflı olup şeyh ile müridan avanesinin olayın mahiyeti hakkında verecekleri izahat alınmadıkça kanaat tek taraflı olacak, kesin hakikat mahiyetinde olamayacağına ve mahallinde en son tahkik memuru Kadı Hurşit Efendi’nin rehine olarak alıkonulduğundan dolayı vakanın sonlanmasını temin için iki şıktan birisinin yapılmasının derhal seçilmesi lazım olup acizane kanaatimizce ikinci şık olan af yolunun tercihi maslahata muvafık görülmektedir. Şeyhin rehine olarak alıkoyduğu askerlerle silahların teslimine, kendisiyle rüfekasına kuvvetli teminat verilmesi şartına bağlamakta olduğu ve bir rivayete göre bu teminatın ecnebilerce tasdik olması lüzumunu ileri sürdüğü anlaşılmakta olup şeyhin anlatılmakta olan haline nazaran bunun arkasında bir takım suçluların bazı şeytanca teşviklere tevessül cüretinde bulundukları ihtimalini meydana koymakta olmasına göre münasip görülecek tedbirlerin acilen alınması tebliğini mecbur etmekte ise de arz edilen hale göre gereğinin tayin ve takdiri değerli ve isabetli görüşlerinize bağlı olduğu maruzdur. Böylece bütün gelişmelerin İstanbul’a Dâhiliye Nezareti’ne anında bildirildiği bir kez daha görülmektedir. 18 Aralık 1919 Perşembe günü ise Dâhiliye Nezareti, Fevzi Paşa’nın Bayburt’tan gönderdiği rapora dayanarak Şeyh Eşref olayının mahalli yöneticilerin basiretli olmayan tutumları yüzünden büyüdüğünü, Şeyh Eşref’in can korkusuyla kaçtığını bildirmiş ve sert askeri tedbirler yerine olayı yatıştırmak için af çıkarılmasını önermiştir. Dâhiliye Nezareti’nin bu önerisine rağmen başka çıkar yolun olmadığı anlaşılınca asi şeyhin silah zoruyla tedip edilmesine karar verilmiştir. Bunun için bir askeri birlik Gümüşhane’ye getirilmiş ve bir piyade taburu da Of bölgesindeki müritlerin Hart’a yardıma gelmesini engellemek üzere Soğanlı Dağı geçitlerinde tedbir almıştır. Askeri birlikler 24 Aralık 1919 günü Hart köyünü kuşatıp harekâta başlamıştır. Yarbay Deli Halit Bey’in 600 kadar piyade, 110 kadar süvari, 4 toplu bir obüs bataryasından oluşan kuvvetleri Bayburt’ta Şeyh Eşref’in karargâhını sarmıştır. Diğer noktalarda da gerekli tedbirler alınmıştır. Şeyh Eşref’in Sürmeneli Ömer Fevzi ile de bağlantısı bulunmaktadır. Ömer Fevzi Erzurum Kongresi’nden Trabzon’a dönerken Bayburt ve Hart bölgesinden geçmiş, daha sonra Trabzon’da çıkardığı gazete ile Kuva-yı Milliyeciler aleyhinde birtakım faaliyetlerde bulunarak İstanbul Hükümetiyle de sıkı bir işbirliğine girmiştir. Şeyh Eşref’in daha çok Sürmene ve civarında mürit edinmesi Ömer Fevzi’nin Şeyh Eşref ile olan irtibatı hususunda fikir vermektedir. Şeyh Eşref’in ayaklanmasıyla alakalı bir diğer gelişme de İngiliz Yarbayı Rawlinson’un yanında maden mühendisi diye tanıttığı bir İngiliz’in o tarihlerde bölgede faaliyette bulunmasıdır. İngiliz yarbayının bölgedeki faaliyetleriyle İngiliz casuslarının faaliyetleri dikkate alındığında İngilizlerin olayla ilgisi olduğu da düşünülebilir. Yine bu konuyla ilgili olarak Erzurum Valiliği, Rawlinson’un görmemesi için Şeyh Eşref’e karşı silahlı hareketin bir gün geciktirildiğini Dâhiliye Nezareti’ne bildirmiştir. Bu durum da olayın İngilizlerle ilgili boyutunu ve en azından bölgedeki mahalli yöneticilerin İngilizlerin olayı duymasından endişe ettiklerini göstermektedir. Erzurum Valiliği, Dâhiliye Nezareti’ne Şeyh Eşref’in öğütleri dinlemeyerek tam bir isyan durumuna girdiğini, Rawlinson Bayburt’tayken onun görmemesi için askeri harekâtın ertelendiğini ve bugün (24 Aralık 1919) Rawlinson Bayburt’tan ayrıldığı için şeyhe karşı silahlı harekete geçilmesi emri verildiğini bildirmiştir. Hart bucağını 24 Aralık 1919 günü sarmış olan ordu birlikleri ile asiler arasında 25 Aralık 1919 günü şeyhin müritleri tarafından silahla karşılık verilmesi üzerine çatışma çıkmış, atılan ilk top mermisi kendisine mermi işlemeyeceğini ileri süren şeyhin bulunduğu yere isabet etmiş, iki oğlu, kızları ve yakın müritleriyle beraber ölümüne sebep olmuştur. Bu gelişme diğer taraftarlarının teslimini ve olayın daha az zayiatla kapanmasını sağlamıştır. Gece yarısına kadar süren çarpışmalar sonunda asiler teslim olmuştur. 26 Ekim’de başladığı kabul edilen ayaklanma bastırılmıştır. Bu çarpışmalar sonucunda daha önce esir edilen subay ve erler ile isyancıların eline geçmiş olan silah ve teçhizatgeri alınmıştır. Halkın moralini yükseltmesine sebep olan bu planlı ve şiddetli bastırma hareketi doğuda önemli etkiler yapmıştır. Bölge halkının açık ve kesin tavrı yanı sıra 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın yerinde ve tutarlı müdahalesiyle Türk milletine 3 subay ve 18 er olmak üzere toplam 21 şehit ile birçok yaralıya mal olan bu ayaklanmanın lideri Şeyh Eşref’in ortadan kaldırılmasıyla bölgede sükûnet sağlanmıştır. Şeyh Eşref’in ölü olarak ele geçirildiği Trabzon Valiliği tarafından bir telgrafla İstanbul’a Dâhiliye Nezareti’ne bildirilmiştir. Ayrıca Şeyh Eşref ve etrafındaki bazı kişilerin ölü bazılarının ise diri olarak ele geçirildiği Erzurum Valiliği tarafından da Dâhiliye Nezareti’ne bildirilmiştir. 15. Kolordu Komutanlığı 10 Ocak 1920 tarihinde Şeyh Eşref olayı üzerine Harbiye Nezareti’ne gönderdiği son raporda müritlerden Sürmeneli Ali ile arkadaşı Polat’ın Sürmene’de teslim olduklarını, teslim olmaya hazırlanan diğer müritlerin de silahları alındıktan ve hükümete sadık kalacakları konusunda yemin ettirildikten sonra serbest bırakılacaklarını, çarpışmalar sırasında silahlarıyla yakalanan 65 müridin sorguya çekilmek üzere Hart bucağından Erzurum’a yola çıkarıldıklarını, Şeyh Eşref olayının böylece sona erdiğini ifade etmiştir.































