KAN VERMEK İÇİN SIRALARINI BEKLİYORLAR!

Ertuğrul Özgün

17-03-2024 18:07

Yirmi altı yıldır oturduğum mahallemde sosyal çevrem hiç olmadı desem yeridir. Çalıştığım yerler oturduğum ilçe dışında olduğu için buna zamanım olmadı da diyebilirim. Sabah erkenden evden çıkar, akşam geç saatlerde gelirdim. Genellikle eve yorgun argın geldiğim için hele bir de çalışma kıyafetlerimden kurtulup koltuğa uzanmışsam, dışarı çıkma isteğim de kalmazdı. Zaten arkadaş çevrem daha çok çalıştığım ilçelerde olur, eğlence sohbet ve etkinlikleri onlarla yapardım.

İş hayatımı sonlandırıp emekli olunca; sözün özünü söylemek gerekirse, adeta sudan çıkmış balığa döndüm. Kendi sokağımda tanıdığım birkaç mahalle sakininden başka oturup sohbet edecek kimse olmadığı gerçeği ile yüzleştim. Belki çoğunuza tuhaf gelecek ama mahalle muhtarımızla bile yeni tanıştım.

Neyse, siz bana artık asosyal mi dersiniz, kendini beğenmiş mi dersiniz? Ben yazımda konunun bu yanıyla ilgilenmeyeceğim.

Dedim ya oturup sohbet ettiğim insan sayısı ancak birkaç kişi. İşte bu birkaç kişiden biri de mahallemizin fırıncısı. Ekmek yanında her türlü un mamullerini de pazarladığı, iki sokağa da cephesi olan geniş işletmesinin, arka sokağa bakan camekânlı bir kafesi var. Fırının işlerini çekip çeviren benim eski bir arkadaşım olduğu için zaman zaman oturup sohbet ederiz.

Daha çok gençlerin takıldığı bu kafede Fırın sahibinin de kendine has bir grubu var. Gurupta emeklisi de var çalışanı da. Ancak ne zaman rastlasam konuştukları hep siyaset. Fanatik bir Tayyip hayranı olması, aynı memleketli olmalarından ve aile ilişkilerinin yakınlığından da kaynaklanıyor.  Ne zaman beni görse davet eder. Daha çok o konuşur ama benim anlattıklarımı da can kulağı ile dinler.

Dün ekmek almak için fırına uğradığımda masasında iki kişi vardı. Beni görünce çağırdı. “Hocam gel, seni birileriyle tanıştırayım.” Sohbet ettiği iki kişi de benden biraz daha yaşlı. İkisi de Çapa’da birlikte okumuş, uzun yıllar devlette hizmet ettikten sonra emekli olmuş cerrah profesör. Biri özel muayenehanesiyle mesleğini sürdürürken, diğeri daha çok toprakla uğraşmayı, gezip tozmayı seçmiş iki eski okul arkadaşı.

Fırıncı beni, “Eski ülkücü, ülkücülükle ilgili kitapları olan yeni emekli olmuş öğretmen,” diye tanıtınca, ben hemen itiraz ettim. “Eski değil, ben hiç eskimedim. On beş yaşımda Artvin’de ilk ülkü ocağına girdiğim gün kadar yeni, o günkü kadar taze olan duygularımda, bugün de değişen hiçbir şey yok. Ancak beni düşündüren bugünlerde hem ülkücüyüm diyen hem de farklı oluşumlarda yer alıp, birbirlerini ağır ithamlarla suçlayanların da ‘ben ülkücüyüm’ diyor olması. Benim bilemediğim farklı farklı ülkücülükler mi var. Mesela ‘ülkücü’ denildiği zaman sizler ne anlıyorsunuz” diye de sordum.

Fırıncı, “Hocam tam yerinde bir soru, hocalarımız da senin gibi ülkücü. Bu sorunun cevabını onlar verir artık,” deyince kısa bir sessizlik oldu.

Profesörlerden biri, bir yandan üst dudağını tamamen kaplamış ve yanaklarına doğru hilal şeklinde uzamış olan, kırlaşmış gür bıyıklarının uçlarını, sağ elinin parmaklarıyla sırasıyla yukarıya doğru kıvırırken bir yandan da gözlerini bana çevirmiş, öylece bakıyordu. Yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya başladı:

“Yıl bin dokuz yüz yetmiş altı. İlk görev yerim olan Erzurum Devlet Hastanesi’ndeyim. Klinik çalışmalarımızın yoğun olduğu günlerden biri. Koridorda bir uğultu, koşturmaca oluşunca ister istemez dışarı çıktım. Koridor gençlerle dolmuş, koridor sonundaki kan alma laboratuvarının önünden başlayarak bahçe kapısına kadar uzanan bir kuyruk var. Merakla bahçe kapısından dışarı baktım sırf insanların başlarını görebildiğim belki beş yüz, belki bin kişilik kalabalık, bahçeyi tamamen doldurmuş. Neler oluyor burada diye sordum. Acile getirilen ve ameliyata alınan, aşırı kan kaybetmiş bir yaralı için kana ihtiyaç var. Kuyrukta bekleyenler kan vermek için gelmiş, cevabını aldım. İşte, vurulan bir ülkücü genç için kan vermek amacıyla adeta hastaneyi işgal eden gençleri bir araya toplayan, o günlerdeki idealler olarak tanımlıyorum ben ülkücülüğü,” dedi ve sustu. Bu hikâyeden sonra sohbet de daha fazla uzamadı.

Şimdi soru şu:

“Dün kanlarını vermek için kuyruğa giren, gerekince hiç düşünmeden canlarını da vermekten çekinmeyen ülkücüleri bir araya getiren paylaştıkları değer neydi? Ya da bugün ülkücüleri farklı kamplara ayıran, hatta neredeyse düşmanlaştıran paylaşamadıkları değer nedir?”

DİĞER YAZILARI Köy Enstitüleri Gerçeği 01-01-1970 03:00 SEVGİNİZİ HİSSETTİRİN… 01-01-1970 03:00 SORU SORAN, SORGULAYAN… 01-01-1970 03:00 Sevgi Neydi? 01-01-1970 03:00 Yeter Çocuk! 01-01-1970 03:00 YENİ OYUNUN ADRESİ TRABZON MU? 01-01-1970 03:00 NEDEN BAŞARAMIYORUZ? 01-01-1970 03:00 ARAKLI BELEDİYESİNDE BİR YOL(!) HİKÂYESİ 01-01-1970 03:00 SAYIN BAKANIMIZDAN BEKLİYORUZ 01-01-1970 03:00 BAZEN GERİ DÖNEBİLMELİ İNSAN 01-01-1970 03:00 YÖNETİCİ ATAMA YÖNETMELİĞİ DEĞİŞİYOR… 01-01-1970 03:00 BEN, HEP İLKBAHARI SEVDİM 01-01-1970 03:00 BU MADDEYİ DEĞİŞTİRİN! 01-01-1970 03:00 KENDİMDEN UTANDIM! 01-01-1970 03:00 O AN, BÜTÜN DÜNYAYI KURTARMAK İSTEDİM… 01-01-1970 03:00 YAPMAYIN BE EVLADIM, YAKMAYIN YÜREKLERİ! 01-01-1970 03:00 BİR ŞEY DEĞİŞTİRİN, HER ŞEY DEĞİŞSİN… 01-01-1970 03:00 ÖNCE YAZDIM, SONRA YAZMAYA KARAR VERDİM, ŞİMDİ YAZMAYA ÇALIŞIYORUM… 01-01-1970 03:00 ÜLKÜCÜLÜK VE ÜLKÜCÜ İRADE 01-01-1970 03:00 MİLLİ EĞİTİMDE ALAN DEĞİŞİKLİĞİ SENDROMU 01-01-1970 03:00 ÜÇ YANLIŞ BİR DOĞRUYU GÖTÜRÜRSE YA YEDİ YANLIŞ? 01-01-1970 03:00 NİYET OKUYUCU DEĞİLİZ AMA 01-01-1970 03:00 YARGILANACAKSINIZ! 01-01-1970 03:00 HAK HUKUK ADALET! 01-01-1970 03:00 “TÜRK MİLLİYETÇİLERİ”Nİ BAŞKALARI YÖNLENDİREBİLİR Mİ? 01-01-1970 03:00 BAHÇELİ ASLINDA NE YAPTI? (2) 01-01-1970 03:00 BAHÇELİ ASLINDA NE YAPTI? 01-01-1970 03:00 Siz Anlayabildiniz Mi? 01-01-1970 03:00 Ülkücü İrade 01-01-1970 03:00