TURİZM
Giriş Tarihi : 03-03-2026 17:54   Güncelleme : 03-03-2026 18:04

Sislerin Ardındaki Yol

İnsan bazı yolları yalnız bir yerden bir yere gitmek için değil, geçmişine ulaşmak için aşar. Benim için Araklı’dan ayrılıp güneye doğru kıvrılan Bayburt yolu işte böyle bir yoldur. Trabzon sahilinin açık ve ferah maviliğinden kopar, iki dağın arasına sıkışır ve insanı dar bir vadinin içine doğru çeker. O vadi, sanki göğsünde sakladığı sırları hemen ele vermek istemez.

Sislerin Ardındaki Yol

Dere konuşur orada. Taştan taşa çarparken köpüklenen suları, insanın içindeki hatıralara benzer; berrak ama hırçın. Çocukluğum o köpüklerin arasında saklıdır. Yaya yürüdüğüm, çamurlu yollarını ezberlediğim, her kıvrımında soluklandığım günler… Arabamın direksiyonuna sarılmış hâlde hızlandıkça, aslında geçmişime yetişmeye çalıştığımı fark ettim.
Eski köprüyü aradım. Taş kemerinin altından akan suyun sesini, üzerindeki serinliği hatırlıyordum. Fakat köprü yoktu. Yerinde ruhsuz bir beton yığını duruyordu. Zaman, hatıraları taşıyan taşları söküp atmıştı. Modern hayatın pratikliği, geçmişin zarafetini ezip geçmişti. İçimde tuhaf bir eksiklik büyüdü. Anladım ki insan, yıkılan köprülerle birlikte kendi içindeki bazı geçitleri de kaybediyor.
Yol ilerledikçe ağaçlar sıklaştı. Yeşilin her tonunu barındıran o vadi, toprağı öyle örtmüştü ki insan yeryüzünde değil, bir rüyanın içinde ilerlediğini sanır. Bir virajdan çıkıp ötekine girerken zamanın da aynı şekilde kıvrıldığını düşündüm. Geçmiş ve şimdi iç içeydi.
Çankaya’ya vardığımda yılların pek az şeye dokunduğunu gördüm. Evler, dükkânlar, taşlar… Hepsi yerli yerindeydi. Sadece çarıklar yoktu artık. O dükkân kapılarında asılı duran, derinin kokusunu rüzgâra bırakan çarıklar… Babamın bana aldığı ilk ayakkabıyı hatırladım. O an çocukluğun en masum gururu içime doldu. Bir ayakkabının kokusu bile insanın ömrü boyunca taşıdığı bir hatıraya dönüşebiliyormuş.
Sonra dağa yöneldim. Çamların arasından kıvrılan ıslak yola girdim. Yükseldikçe sis arttı. Sis, yalnız doğayı değil insanın zihnini de sarıyor. Görüş azaldıkça düşünceler çoğalıyor. Geri dönmeyi düşündüm. Fakat bazen insan sırf geri dönmemek için devam eder.
Salmakas tepesine vardığımda dünya sanki bitmişti. Yollar birkaç kola ayrılıyordu ve hiçbirinin kesinliği yoktu. Hayat da böyle değil midir? İşaretler vardır ama hangisinin doğru olduğunu kim söyleyebilir? “Bayburt” yazan yolu seçtim. Belki de bir isme tutunmak istedim. İnsanın yönünü bazen bir kelime belirler.
Aşağıya doğru inerken sis yavaş yavaş dağıldı. Ve birdenbire önümde yeşil bir yalnızlık açıldı. Çalısız, ağaçsız, uçsuz bucaksız bir yayla… Masmavi gök, billur gibi gözeler, derin bir sessizlik. O sessizlikte kendi kalp atışımı duydum. İnsan, böyle yerlerde hem ürperiyor hem huzur buluyor. Hem kaçmak istiyor hem kalmak.
Belki de gerçek yalnızlık korkulacak bir şey değildir. Belki de insan kalabalıklar içinde kaybettiği kendini, ancak böyle ıssız zirvelerde bulabilir.
Zirveleri ve dereleri geçerek Bayburt’a indim. Akşam yaklaşıyordu. Şehre uğramadan yoluma devam ettim ve rotamı Erzurum’a çevirdim. Fakat biliyordum ki asıl yolculuk bitmemişti. Çünkü insanın çocukluğuna yaptığı yolculuk, hiçbir zaman tamamlanmaz.
Arkamda sisli dağlar kaldı. İçimde ise hâlâ o derenin sesi vardı. Zaman akıp gidiyor; ama bazı sesler, bazı kokular ve bazı taşlar insanın ruhunda ebediyen kalıyor.


 

Seyfullah AksoySeyfullah Aksoy