TURİZM
Giriş Tarihi : 28-02-2026 16:19   Güncelleme : 28-02-2026 17:09

Trabzon’da Yemyeşil Bir Ramazan

Trabzon’un Araklı ilçesine bağlı Karadere Vadisi köylerinden birinde geçen yemyeşil bir Ramazan hikâyesi…

Trabzon’da Yemyeşil Bir Ramazan

İşte bir çocukluk Ramazanından hafızama kazınan hatıralar. Karadere Vadisi’nin orman içindeki köylerinden birinde yaşanan o günler, bugün hâlâ içimde taptaze duran bir sevinç iklimi gibidir.
Rahmetli annem iftar yemeğini hazırlamış, soframızda Allah ne verdiyse o var. Kurulmuş mütevazı soframızın etrafına toplanmış, orucumuzu açmayı bekliyoruz. Kokusu hâlâ burnumdadır; yemekte ziron var. Bütün aile sofranın etrafını sarmış, radyonun başına kulak kesilmişiz.
TRT Trabzon Radyosu’ndan tok ve vakur bir ses yükseliyor. O meşhur iftar duası okunuyor, biz de hep birlikte amin diyoruz. Hafızamın en derinlerinde yer eden anlardan biri işte bu duadır.
O yılların Ramazanı tabiatla iç içeydi.
Öyle ki insanların gözleri dâhil yeşil olmayan hiçbir şey yoktu.
Ramazan kelimesini hep sevinç ile birlikte anardık. Çünkü gerçekten de Ramazan, kaynağını tam bilmediğimiz bir huzur ve sevinç iklimi meydana getirirdi. Büyük ihtimalle bu duygu, aynı sofraya oturmaktan, aynı duaya amin demekten, aynı ezanı beklemekten doğuyordu.
İftardan yaklaşık bir saat sonra radyonun düğmesini karıştırırdım.
Bu kez frekans değişir, kendimizi
TRT İstanbul Radyosu’nda bulurduk.
Orada henüz akşam ezanının yeni okunduğunu duyunca şaşırırdım.
Hep merak ederdim:
İstanbul nasıl bir şehirdi?
Çok mu uzaktı?
Radyonun orta dalgasından gelen o ses neden sadece akşam olunca daha net duyulurdu?
İstanbul’da iftar yeni olurken, bizim yemyeşil Karadere köylerinde hayat çoktan başka bir vakte geçmiş olurdu.
Aileler teravih için idare lambalarını yakar, gaz yağının ağır kokusu evlerin dışına kadar yayılırdı.
Zifiri karanlıkta, dar patika yollardan, hiç de yakın olmayan camilere doğru yürünürdü.
O yürüyüş bile Ramazan’ın ayrı bir hatırasıydı.
Ramazan demek çocuklar için eğlence demekti.
Ama bu eğlenceyi biraz da muzipliğe çevirenler olurdu.
Ramazandan önce sessiz olan cami çevresi, Ramazan gelince kalabalıkla dolardı.
Çocukların çoğu büyüklerle birlikte teravih kılarken, yaramaz olanlar dört rekâtın ikinci rekâtında ortadan kaybolur, içeride türlü şakalar yapardı.
Bazen caminin içine torpil atan bile olurdu.
Yine de cemaat bu yaramazlıklara kızmaz, hoşgörü ile karşılar, namaz bitince herkes bir sonraki akşamın aynı güzel atmosferini yaşayacağını bilerek evine dönerdi.
O yıllarda ezanı duymak bugünkü gibi kolay değildi.
Hoca yüksek bir yerden avazı çıktığı kadar bağırarak ezan okusa da, köyün her yerine ses ulaşmazdı.
Bu yüzden köyün sırtlarında bulunan bazı evlerden, ezan okununca tiz bir ses çıkaran boru çalınırdı.
Bu ses, iftar vaktinin geldiğini herkese duyurmak içindi.
Bugün biri “Nerede o eski Ramazanlar?” dediğinde,
o günleri yaşayan herkesin zihninde işte bu sahneler canlanır.
Çünkü o Ramazanlar sadece oruç tutulan günler değildi.
O Ramazanlar;
birlikti,
paylaşımdı,
huzurdu,
çocukluktu,
ve en çok da yeşilin içindeki insan sıcaklığıydı.

Trabzon’da Yemyeşil Bir Ramazan
Trabzon’un Araklı ilçesine bağlı Karadere Vadisi köylerinden birinde geçen yemyeşil bir Ramazan hikâyesi…

İşte bir çocukluk Ramazanından hafızama kazınan hatıralar. Karadere Vadisi’nin orman içindeki köylerinden birinde yaşanan o günler, bugün hâlâ içimde taptaze duran bir sevinç iklimi gibidir.
Rahmetli annem iftar yemeğini hazırlamış, soframızda Allah ne verdiyse o var. Kurulmuş mütevazı soframızın etrafına toplanmış, orucumuzu açmayı bekliyoruz. Kokusu hâlâ burnumdadır; yemekte ziron var. Bütün aile sofranın etrafını sarmış, radyonun başına kulak kesilmişiz.
TRT Trabzon Radyosu’ndan tok ve vakur bir ses yükseliyor. O meşhur iftar duası okunuyor, biz de hep birlikte amin diyoruz. Hafızamın en derinlerinde yer eden anlardan biri işte bu duadır.
O yılların Ramazanı tabiatla iç içeydi.
Öyle ki insanların gözleri dâhil yeşil olmayan hiçbir şey yoktu.
Ramazan kelimesini hep sevinç ile birlikte anardık. Çünkü gerçekten de Ramazan, kaynağını tam bilmediğimiz bir huzur ve sevinç iklimi meydana getirirdi. Büyük ihtimalle bu duygu, aynı sofraya oturmaktan, aynı duaya amin demekten, aynı ezanı beklemekten doğuyordu.
İftardan yaklaşık bir saat sonra radyonun düğmesini karıştırırdım.
Bu kez frekans değişir, kendimizi
TRT İstanbul Radyosu’nda bulurduk.
Orada henüz akşam ezanının yeni okunduğunu duyunca şaşırırdım.
Hep merak ederdim:
İstanbul nasıl bir şehirdi?
Çok mu uzaktı?
Radyonun orta dalgasından gelen o ses neden sadece akşam olunca daha net duyulurdu?
İstanbul’da iftar yeni olurken, bizim yemyeşil Karadere köylerinde hayat çoktan başka bir vakte geçmiş olurdu.
Aileler teravih için idare lambalarını yakar, gaz yağının ağır kokusu evlerin dışına kadar yayılırdı.
Zifiri karanlıkta, dar patika yollardan, hiç de yakın olmayan camilere doğru yürünürdü.
O yürüyüş bile Ramazan’ın ayrı bir hatırasıydı.
Ramazan demek çocuklar için eğlence demekti.
Ama bu eğlenceyi biraz da muzipliğe çevirenler olurdu.
Ramazandan önce sessiz olan cami çevresi, Ramazan gelince kalabalıkla dolardı.
Çocukların çoğu büyüklerle birlikte teravih kılarken, yaramaz olanlar dört rekâtın ikinci rekâtında ortadan kaybolur, içeride türlü şakalar yapardı.
Bazen caminin içine torpil atan bile olurdu.
Yine de cemaat bu yaramazlıklara kızmaz, hoşgörü ile karşılar, namaz bitince herkes bir sonraki akşamın aynı güzel atmosferini yaşayacağını bilerek evine dönerdi.
O yıllarda ezanı duymak bugünkü gibi kolay değildi.
Hoca yüksek bir yerden avazı çıktığı kadar bağırarak ezan okusa da, köyün her yerine ses ulaşmazdı.
Bu yüzden köyün sırtlarında bulunan bazı evlerden, ezan okununca tiz bir ses çıkaran boru çalınırdı.
Bu ses, iftar vaktinin geldiğini herkese duyurmak içindi.
Bugün biri “Nerede o eski Ramazanlar?” dediğinde,
o günleri yaşayan herkesin zihninde işte bu sahneler canlanır.
Çünkü o Ramazanlar sadece oruç tutulan günler değildi.
O Ramazanlar;
birlikti,
paylaşımdı,
huzurdu,
çocukluktu,
ve en çok da yeşilin içindeki insan sıcaklığıydı.

Seyfullah AksoySeyfullah Aksoy