Fındıklar püsküllerini döküp filizlerini verdiğinde kuşların sesi değişirdi. Sanki bütün vadi bir anda uyanır, kanat çırpışları ve ötüşler dağ yamaçlarında yankılanırdı. Yağmur artar, sis daha sık çökerdi. Doruklardaki karların eriyişi, havadaki yumuşama, baharın gelişini müjdelerdi.
Karadere yatağına sığmaz, eriyen kar sularıyla bulanır; su değil, adeta çamur akardı. Doğa gözle görülür biçimde dirilirdi. Ufka kadar uzanan yeşilin binbir tonu… Çiçeklerin cümbüşü… Fındık dallarının en taze rengi… Lahana, şalgam ve turp çiçekleri de bu bahar resminin sessiz ama vazgeçilmez renkleriydi.
Fındık bahçeleri insan boyu otlarla kaplanırdı. Otların arasında hanifta denilen yabani çilekler kızarmaya başlardı. İlk iş gübreleme olur, bahçe bakımı başlatılırdı. Ardından tarladaki arpa yaşken biçilirdi. Biçilen yerler bellenir, mısır ekimine hazırlanırdı. Gelecek yılın tohumu için bir miktar arpa özellikle bırakılır; biçilen arpa ise kurutulup hayvan yemi yapılırdı.
Dik arazide bellemek sanıldığı kadar zor değildi; asıl zahmet, kökleri toprakta kalan arpanın ardından toprağı işlemekteydi. Bellemeden sonra kazmalar devreye girer, toprak ince ince dağıtılırdı. Mısırın arasına fasulye, kabak, salatalık ve patates ekilirdi. Lahanalar ise mısırla birlikte hasada kadar tarlada kalırdı.
Çalışma sabah ezanıyla başlar, akşam ezanına kadar sürerdi. Gün boyu eğilip kalkmaktan, kazma sallamaktan bitap düşen insanlar çoğu zaman sofraya oturacak hâli bile bulamazdı. Ama ertesi sabah yine aynı azimle tarlaya gidilirdi.
Ekim bitince iş bitmiş sayılmazdı. Mısırlar 25–30 santime ulaştığında otlar temizlenir, zayıf fideler ayıklanırdı. Daha da önemlisi, fırtınaya dayanıklı olsunlar diye fideler ayakla hafifçe yatırılırdı. Vadide buna “cargel” denirdi. Bu, toprağa tutunmanın, ayakta kalmanın başka bir yoluydu.
Bahar çocuklar için de başka bir heyecandı. Evlerin çevresindeki duvar diplerine sevdikleri çiçekleri diker, onların büyümesini izlerlerdi. Zor hayatın içinde küçük sevinçler böyle büyürdü.
Doğu Karadeniz’de yaşam kolay değildi. Bir avuç mısır için verilen emek, toprağın her karışına sinerdi. Bu yüzden derlerdi ki:
Karadere Vadisi’nde ekmek aslanın ağzındadır.






























