Araklı’dan yola çıkan bir araç, yaklaşık 100 kilometrelik mesafedeki Bayburt’a — eğer heyelan nedeniyle yol kapanmamışsa — bir günde ulaşabiliyordu. O dönemlerde yolun adı Araklı–Dağbaşı yoluydu. Haruska ya da Dağbaşı olarak bilinen, bugünkü adıyla Çankaya, Araklı’nın nahiyesiydi.
Yol; eski adı Zanike, yeni adı Yiğitözü olan köyden geçer, Ayvadere’ye (Kaşıkçı) ulaşırdı. Kaşıkçı Hanları’ndaki tarihi küçük köprüden geçen araçlar, Gornat Irmağı’nı takip ederek Ağnas’a (Değirmencik), oradan da Bifera’ya yani Merkezköy’e varırdı. Ağnas Hanları’ndaki köprüyü geçen araçlar, Beyasanoğulları mevkiindeki heyelanlı bölgeye ulaşırdı. Özellikle yağmurlu havalarda sürekli kapanan bu yol, bölgenin ulaşımını sık sık aksatırdı. Radyolarda sıkça şu anons duyulurdu:
“Araklı Dağbaşı yolunun 13. kilometresindeki Değirmencik mevkiinde heyelan nedeniyle yol ulaşıma kapanmıştır.”
Araklı’dan başlayıp Pazarcık’tan sonra Karadere Vadisi’ni bitiren yol, Salmankaş Geçidi’ni aşarak Aydıntepe’ye, oradan da Bayburt ve Gümüşhane’ye uzanırdı. Zemini çoğu zaman çamurlu, akan suların açtığı çukurlarla dolu olan bu yolda yolculuk edenler, varacakları yere kadar hoplaya zıplaya yorulurdu.
Araba yolları yokken kullanılan, yaylacıların at, katır ve eşeklerle geçtiği patika yolların bazıları hâlâ ayaktadır. O dönemin insanlarının yaptığı taş duvarlar, konaklama yerleri ve su değirmeni kalıntıları bugün bile Karadere kıyılarında görülebilmektedir.
Yaya Yolculuk ve Takas Kültürü
Araklı’dan Bayburt’a sırtında yükle yürümek her baba yiğidin harcı değildi. İnsanlar taşıyabildikleri kadar tereyağını ya da ürettikleri başka ürünleri Bayburt’ta buğdayla takas edebilmek için günlerce süren zahmete katlanırdı. O şartlar düşünüldüğünde, yolların çamurlu ya da dar oluşu önemsiz kalıyordu.
Bifera Hanlari: Vadinin Küçük Kasabası
Karadere Vadisi’nde küçük bir kasabayı andıran Bifera Hanları, uzun yıllar bölgenin ticari ve sosyal merkeziydi. Vadinin en kalabalık dönemleri 1960, 70 ve 80’li yıllardı. İnsanlar bağ, bahçe ve tarlalarından elde ettikleriyle yaşamlarını sürdürüyordu. Neredeyse her köyde bir ilkokul vardı. Ortaokul ise 1970’lerin sonlarında Bifera Hanları’nda hizmet vermeye başladı. Lise için Araklı merkeze gitmek gerekiyordu.
Bifera Ortaokulu’na giden öğrencilerin çoğu sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkardı. Kilometrelerce yürümek, aydınlık bir gelecek umudunun bedeliydi. Karşı tepelerden bakıldığında ince uzun patikalarda ilerleyen öğrenciler, karınca sürülerini andırırdı.
Okul binası eski dükkânlardan dönüştürülmüş, önünde toplanma alanı bile olmayan mütevazı bir yapıydı. Bir yanında Karadere’nin sesi, diğer yanında araç gürültüsü vardı. Okul adını Araklı’nın kurtuluş günü olan 25 Şubat’tan almıştı. Hemen yanında cami bulunur, altında ise yöre dilinde “şişe kumulları” denilen boş şişe yığınları dikkat çekerdi.
Bifera Hanları iki bölümden oluşurdu: biri Ağnas yönünde, diğeri Dağbaşı yönünde köprüye yakın kısım. Okul, köprüye yakın bölümdeydi. Burada bakkallar, kahvehane, lokanta, postane, manav, demirci, bakırcı, berber, saatçi, radyo tamircisi, fırın ve jandarma karakolu bulunurdu.
Öğrenciler öğle yemeklerini çoğu zaman bu dükkânlardan temin ederdi. Evden getirdikleri minzi (çökelek), tereyağı ve diğer malzemeleri fırına verip pide yaptırır, afiyetle yerlerdi. Araklı’dan yolcu taşıyan minibüslerin son durağı da burasıydı. Karşıda Pervane Köyü ve ilkokulu yer alırdı. Fırının üst katında dişçi bulunur, küçük odalar yolculara kiralanarak adeta küçük bir han işlevi görürdü.
Karadere yolları sadece bir ulaşım hattı değil; emeğin, sabrın, takas kültürünün, eğitim mücadelesinin ve dayanışmanın izlerini taşıyan bir hayat yoluydu. Bugün asfaltla kaplanan o yolların altında, çokça hikâyeler saklıdır.






























