YAŞAM
Giriş Tarihi : 12-02-2026 17:35   Güncelleme : 12-02-2026 17:40

EKMEK, GURBET VE KADIN EMEĞİ

Doğu Karadeniz’in Kıtlık Yılları

EKMEK, GURBET VE KADIN EMEĞİ

1914’ten 1950’lere uzanan yıllar…
Doğu Karadeniz için bu dönem yalnızca savaş tarihi değildir.
Bu yıllar; açlığın, yokluğun, göçün ve sabrın tarihidir.
Cepheler bazen yüzlerce kilometre uzaktaydı.
Ama kıtlık…
Her evin içindeydi.
Birinci Dünya Savaşı bitti.
İşgal korkusu geçti.
Fakat yoksulluk kalıcı oldu.
Daha yaralar sarılmadan İkinci Dünya Savaşı başladı.
1939–1945…
Bu kez cephe uzaktı belki.
Ama savaş mutfaktaydı.
Sofradaydı.
Ekmekteydi.
 

Erkekler Gurbette, Kadınlar Hayatın İçinde
Savaşlarda bir nesil toprağa düştü.
Hayatta kalan çocuklar büyüdüğünde, bu kez geçim için memleketten ayrıldı.
Kimi Rusya’ya gitti, inşaat ustalığı öğrendi.
Kimi İstanbul’a, kimi yeni kurulan başkent Ankara’ya…
Ankara’nın kamu binalarında Doğu Karadenizli işçilerin alın teri vardır.
Zonguldak madenlerinde onların nefesi.
Boğaz’ın sularında onların ağı.
Ormanlarda onların baltası.
Ve köylerde…
Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar kaldı.
1930’lu ve 40’lı yıllarda çay tarımını yaygınlaştırmak için köylere gelen görevliler, çalışacak erkek bulamıyordu.
Cuma günü camiye gidiliyor…
Cemaat yok.
Çünkü erkekler ya savaşta ya gurbetteydi.
Hayatın yükünü kadınlar taşıdı.
Tarlada…
Ahırda…
Evde…
Ormanda…
Erkekler döndüğünde bile düzen değişmedi.
Tarla işi zamanla “kadın işi” sayıldı.
Bugün Karadeniz kadınının omuzlarındaki yükün tarihsel arka planı işte bu yıllardır.
Gurbet başka bir geleneği de beraberinde getirdi.
Herkes arazisinin bir köşesine mezar yeri ayırdı.
Hayatı boyunca memleketinden uzak kalanlar,
En azından öldüğünde toprağına kavuşmak istedi.
Bu yüzden Doğu Karadeniz’de toplu mezarlık azdır.
Aile mezarlığı çoktur.

Çıplak Ayaklı Çocuklar
Bu yıllar yoksulluğun en çıplak hâlidir.
Ayakkabı yoktur.
Çarık vardır.
O da herkese değil.
Çocukların çoğu yalınayaktır.
Köylü pazara giderken dere kenarına kadar çıplak ayak yürür;
Ayaklarını yıkar, çarığını öyle giyer.
Yoksulluk, bazen bir okul sırasındadır.
Muşi çarığının topuğu delik bir çocuk…
Öğretmen tahtaya kaldırdığında
Ayağındaki deliği diğer ayağıyla kapatmaya çalışır.
Yoksulluk bazen kara tahta önünde yüz kızartır.
Deftere para yoktur.
Buğday ekmeği yoktur.
Mısır ekmeğinin kabuğu cevizle yenir.
Bunlar sadece hatıra değildir.
Toplumsal hafızadır.

Ekmek Darlığı
Mısır ekmeği.
Fasulye turşusu.
Lahana çorbası.
Sofra budur.
Ama üretim yetmez.
Dönüm başına 60–70 kilo mısır…
Trabzon’un üretimi ihtiyacın ancak yarısını karşılar.
Eksik kalan dışarıdan gelir.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında mısırın kilosu 80–85 kuruşa çıkar.
Halkın alım gücü yetmez.
Fırınlarda ekmeğe gizlice patates katılır.
Sonra patates de biter.
Bir annenin feryadı dönemi özetler:
“Bir çocuğumu geçen hafta açlıktan gömdüm.
Şimdi ikincisi ekmek bekliyor.”
Bazı evlere aylarca ekmek girmez.
Isırgan kaynatılır.
Fasulye yaprağı kaynatılır.
Mısır yaprağı kaynatılır.
Fındık kabuğuyla birlikte öğütülür.
Karayemişle karın doyurulur.
Dudaklar morarmıştır.
Bir adamın duası hâlâ kulaklardadır:
“Ya rızkımı ver yiyeyim,
Ya da beni hayvan yap, otlayayım.”

Tuzun ve Buğdayın Kıymeti
Savaş yıllarında tuz bile lükstür.
Deniz suyundan tuz elde edilir.
Buğday ekmeği nimettir.
Hasta ziyaretine götürülebilecek en kıymetli hediye beyaz ekmektir.
Mısır ekmeğine katık yapılır.
1950’lere gelindiğinde bile yokluk tam bitmez.
1958’de bir çocuğun koltuğunun altındaki beyaz ekmeğin yolda kapılıp kaçılması…
Kıtlık hafızasının ne kadar uzun sürdüğünü gösterir.

“Mısır Ekmezsek Aç Kalırız”
Serenderler yalnızca ahşap yapılar değildir.
Onlar hayatta kalma mekânlarıdır.
Mısır, fasulye, fındık burada kurutulur.
Küçük arazilerde, dik yamaçlarda dönüşümlü tarım yapılır.
İnek evin sigortasıdır.
Kadın önce ineğin yemini verir,
Sonra sofraya oturur.
Çünkü o inek,
Evin sütüdür.
Çocuğun umududur.
Çay tarımı ilk yıllarda temkinle karşılanır.
“Mısır ekmezsek aç kalırız” korkusu ağır basar.
Önce işe yaramaz görülen alanlara çay dikilir.
Zamanla güven oluşur.
Bu yalnızca tarımsal bir dönüşüm değildir.
Açlık korkusunun azalmasıdır.

Son Söz
1914–1950 arası Doğu Karadeniz…
Savaşın gölgesinde,
Ama açlığın içinde yaşamıştır.
İyi beslenememiştir.
İyi giyinememiştir.
Ama ayakta kalmıştır.
Bu yıllar;
Kadın emeğinin,
Gurbetçi alın terinin,
Toprağa bağlılığın yıllarıdır.
Ve unutulmamalıdır:
Bu topraklarda ekmek hiçbir zaman sadece ekmek olmamıştır.
Ekmek hatıradır.
Ekmek onurdur.
Ekmek hayatta kalmaktır.

Seyfullah AksoySeyfullah Aksoy