Trabzon İl merkezinden 51 kilometre uzaklıkta, Çal Köyü’nün eteklerinde yer alan bu gizemli boşluk, insanı daha girişte doğanın kalbine çağırır. Girişi bir insan boyunu ancak bulan mağara, birkaç adım sonra bambaşka bir dünyaya açılır.
İlk 150 metreden sonra sarkıtlar ve dikitler, zamanın ağır adımlarla ördüğü taş nakışlar gibi belirir. Mağaranın derinliklerinde akan yer altı deresi; gölcükler ve küçük şelaleler oluşturarak karanlığa hayat, sessizliğe ses katar. Dolinlerle dış dünya ile kurduğu doğal bağlantı sayesinde mağaranın havası ağır değil, aksine serin ve canlıdır. Ancak iç kısımlara ilerledikçe suyun etkisiyle nem artar; bu da mağaraya kendine özgü bir nefes verir.
Kimi yerde daralan, kimi yerde genişleyerek yankıyı çoğaltan galeri ve koridorlar, ziyaretçiyi hem doğanın gücüyle hem de kırılgan zarafetiyle yüz yüze bırakır. Mağaranın üzerinde, çevreye hâkim bir tepeye kurulmuş kale kalıntıları ise bu doğal harikaya insanlık tarihinden sessiz bir tanıklık ekler.
Asfalt ve düzgün bir yolla ulaşılan Çal Mağarası’nın çevresinde mesire alanları ve dinlenme noktaları bulunur. Ancak buraya gelenler için asıl durak, taşın sabrı, suyun sesi ve zamanın yankısıdır.
Çal Mağrası
Trabzon’un Düzköy ilçesinde, denizden 1100 metre yükseklikte saklanan Çal Mağarası, taşın ve suyun yüzyıllar süren sabrının yazdığı sessiz bir destandır.
Seyfullah Aksoy





























