İşte bir çocukluk ramazanından hatıralar. Trabzon Araklı Karadere Vadisi’nin bir orman köyündeki yaşanmış hatıralar.
Rahmetli annem iftar yemeği hazırlamış, soframızda Allah ne verdiyse o var, kurmuşuz soframızı ve oruç açıyoruz. Kokusu burnumda; yemekte ziron var. Bütün aile sofranın etrafını sarmış ve TRT Trabzon Radyosunda tok bir sesle okunan o meşhur iftar duasına amin diyoruz. Hafızamın en derinlerinde bu dua anı var.
Buradaki eski ramazanlar tabiatla iç içedir; insanların gözleri dâhil yeşil olmayan hiçbir şey yok! Ramazanı sevinç kelimesiyle birlikte anmayı seviyorduk. Gerçekten ramazan, kaynağını bilmediğimiz bir sevinç iklimi meydana getiriyordu. Bu büyük ihtimalle birlik duygusundan doğuyordu. Aradan neredeyse 1 saat geçince, radyonun düğmesini karıştırırdık ve bu kez TRT İstanbul Radyosundayız, orada henüz akşam ezanının yeni okunduğunu duyup şaşırıyordum. Hep merak ediyordum, İstanbul nasıl bir şehir? Çok mu uzakta, radyonun orta dalgasından gelen yayının sesi, neden sadece akşam olunca duyulabiliyor?
İstanbul’da iftar olmuş, orada insanlar oruçlarını açmış, bu yeşil Karadere Vadisi Köyünde, aileler çoktan teravih namazı için idare lambalarını yakmıştır. Gaz yağının ağır kokusu sadece evlerde değil, dışarıda bile hissedilir. Zifiri karanlıkta patika yollardan hiç de yakın olmayan camilere gidilir, teravih namazı eda edilirdi. Ramazan demek çocuklar için eğlence demekti. Fakat bunu eğlenceden çok muzipliğe çevirenlerde vardı. Ramazandan önce cami etrafındaki sessizlik yerini muhteşem bir kalabalığa dönüştürmüştür. Çocukların çoğunluğu büyüklerle camide teravih namazı kılarken, muzip çocuklar dörder rekat namazın, ikinci rekatında içerde olmadık yaramazlıklar yapardı. Bazen de cami içerisine torpil gibi patlayıcılar atardı. Yine de bunca muzipliklere cemaat hoşgörülü davranırdı. Namaz bitince bir akşam sonra, aynı atmosferi yaşamak üzere herkes evine dönerdi.
Akşam ezanı okunduğunda, insanların iftarlarını açmak için ezanı duyması gerekirdi. Hocanın yüksek bir yerden avazı çıktığı kadar bağırarak ezanı okumasına rağmen, köylerin her yerinden duyulması imkansızdı. Bu nedenle, köylerin sırtlarında bulunan bazı evlerden ezan okunduğunda, tiz bir ses çıkaran boru çalınırdı. İftar olduğu herkese duyurulmaya çalışılırdı.
Nerede o eski ramazanlar? denildiğinde, o günleri yaşayan herkesin, bu anıları zihninde yaşattığı bir gerçektir. Yani büyüklerimiz; bu özlem dolu cümleyi kurarken, Ramazan’ın sadece oruç tutulan bir ay olmadığını, birlikteliğin, paylaşımın, keyfin, huzurun arttığı hatıralarla süslendiği bir ay olduğunu dile getiriyorlardır.