Gaz Lambasında Büyüyen Trabzonspor Sevdası

Elektriğin olmadığı bir Karadeniz köyünde büyüyen Ömer, futbolu radyodan değil okul tartışmalarından öğrendi. Yıllar sonra ise Trabzonspor, onun için sadece bir takım değil; yokluk içinde büyüyen Karadeniz insanının gururu oldu.

TURİZM - 4 hafta önce

Gaz Lambasında Büyüyen Trabzonspor Sevdası
Elektriğin olmadığı bir Karadeniz köyünde büyüyen Ömer, futbolu radyodan değil okul tartışmalarından öğrendi. Yıllar sonra ise Trabzonspor, onun için sadece bir takım değil; yokluk içinde büyüyen Karadeniz insanının gururu oldu.

Ömer, Doğu Karadeniz’in yolsuz, susuz, elektriğin henüz ulaşmadığı köylerinden birinde büyüyordu. Dağların arasına sıkışmış birkaç taş evden oluşan bu köyde, akşam olunca hayat karanlığın içine gömülürdü. Geceleri evlerin içini yalnızca gaz lambalarının titrek ışığı aydınlatır, rüzgâr bazen o lambanın alevini bile ürkütürdü.

Ama yoklukların içinde bile Ömer’in içindeki merak hiç sönmüyordu.

Köy ilkokuluna başladığında öğretmeni bunu hemen fark etmişti. Çocuk, gördüğü her şeyi anlamaya çalışıyor; duyduğu her kelimeyi zihninde büyütüyordu. Yağmurun neden günlerce dinmediğini, derelerin neden hep kuzeye aktığını, insanların neden şehirlere göç ettiğini bile merak ederdi. Küçücük yaşında, sanki dünyayı çözmeye çalışan bir hali vardı.

Sınıfta müfettiş geleceği zaman öğretmen en çok ona güvenirdi. Çünkü sorulan her soruya ilk el kaldıran hep Ömer olurdu. Bir gün yine böyle bir teftiş günüydü. Sobanın zor yandığı, camların buğudan görünmediği soğuk bir kış sabahı…

Müfettiş peş peşe sorular soruyordu. Sınıfın çoğu sessizdi. Ama Ömer’in eli yine havadaydı. Her soruda…
Her cümlede…

Sonunda müfettiş sinirlenip sertçe:
— Hep bu çocuk mu cevap verecek! diye çıkıştı.

Sınıf bir anda sessizliğe gömüldü.

Ömer utangaç bir şekilde elini indirdi. Oysa o gösteriş olsun diye değil, gerçekten bildiği için cevap vermek istiyordu. Öğretmeni ise içinden gizlice gururlanıyordu. Çünkü o yıllarda böyle köylerden okuyan çocuk çıkması bile zorken, Ömer’in içinde başka bir ışık vardı.

O yıllar Trabzonspor henüz Birinci Lig’de değildi. Köyde herkes başka bir takım tutardı. Ağabeyi Saim koyu bir Fenerbahçeliydi. Cemil Turan’ın gazete resimlerini saklar, bazen eski spor gazetelerini defalarca açıp bakardı.

Ama onların evinde radyo yoktu.

Elektrik olmadığı için akşamları köy erken uyurdu zaten. Bazı geceler uzak evlerden cılız radyo sesleri rüzgârla birlikte gelir giderdi. Maç anlatan spikerin heyecanlı sesi dere uğultusuna karışırdı ama kelimeler tam anlaşılmazdı.

Bu yüzden Ömer için futbol, pazartesi günü okulda başlayan bir şeydi.

Sınıfa gelir gelmez çocuklar birbirine takılırdı:
— Dün sizi nasıl yendik ama!
— Hakem olmasa fark atardık!

Kızlı erkekli süren o tatlı atışmaları Ömer sessizce dinlerdi. Çünkü maçları bilmiyordu. Kim gol atmış, kim yenmiş, hiçbirinden haberi olmazdı. Futbolu, arkadaşlarının yüzündeki heyecandan öğrenirdi.

Ama yıllar sonra Karadeniz’de başka bir rüzgâr esmeye başladı.

Trabzonspor yükseliyordu.

İstanbul takımlarına boyun eğmeyen bir Anadolu takımı, Karadeniz’in hırçın kıyılarından çıkıp herkese meydan okuyordu. İşte o zaman Ömer de kendini bu hikâyenin içinde buldu.

Çünkü Trabzonspor sadece futbol değildi artık.

Yoksul köylerin,
gaz lambalı gecelerin,
çamurlu yolların,
hor görülen insanların inadıydı.

Ve Ömer…
Bir zamanlar elektriğin bile olmadığı köyünde futbolu yalnızca okul tartışmalarından öğrenen o çocuk…
Artık koyu bir Trabzonsporluydu.

ı

Günün Diğer Haberleri