Karadeniz…
Hırçın… Derin… Suskun…
Sırtını sisli dağlara yaslamış bir şehir: Trabzon.
Asırlardır dalgalarla konuşan, kervanlarla büyüyen, limanıyla dünyaya açılan kadim bir ticaret merkezi…
1461’den 1916’ya…
Dört buçuk asır boyunca bu şehir işgal görmedi.
o güne kadar…
16 Şubat 1916… Erzurum düşer.
Ve ardından…
18 Nisan 1916…
Rus ordusu Trabzon’a girer.
O an, yalnızca bir ordunun şehre girdiği an değildir.
O an, bir hafızanın parçalandığı andır.
Bir şehrin kaderi değişir.
Trabzon halkı için tek bir kelime vardır artık:
Muhacirlik.
Evler kapanır.
Kapılar sessizce çekilir.
Ocaklar söner.
Yaşlılar yürüyemez…
Çocuklar ağlar…
Kadınlar susar.
Yüzbinlerce insan, bilinmeze doğru yola çıkar.
Orta Karadeniz’e… Batı Karadeniz’e… Anadolu’nun içlerine…
Sırtlarında birkaç parça eşya,
Yüreklerinde tarifsiz bir korku.
Oysa Trabzon, göç veren değil; göç alan bir şehirdi.
Kırım’dan gelenler…
Kafkasya’dan koparılanlar…
Ahıska’dan sürülenler…
1783’ten sonra…
1864’te…
93 Harbi’nde…
Hepsi bu liman şehrine sığınmıştı.
Ticaret getirmişlerdi.
Zanaat getirmişlerdi.
Hayat getirmişlerdi.
Kefeli…
Azaklı…
Ahıskalı…
Bugün bile soyadlarında yaşayan bir tarih…
Ama 1916’da roller değişti.
Trabzon artık sığınak değil, terk edilen bir şehir oldu.
Kafkas Cephesi çökmüştü.
Osmanlı’nın taarruz umudu dağılmıştı.
Ve Karadeniz’in doğusunda kara bulutlar dolaşıyordu.
İşgal iki yıl sürdü.
1917…
Rusya’da devrim olur.
Bolşevikler iktidara gelir.
Rus ordusu çekilir.
Ama muhacirlik bitmez.
Çünkü gidenlerin hepsi dönmez.
Dönenler, yıkılmış bir şehir bulur.
Kesilmiş ticaret yolları…
Kapanmış pazarlar…
Sönmüş bir liman…
Sovyet sınırı artık kapalıdır.
Asırlık ticaret damarları kurumuştur.
Trabzon’un eski ihtişamı, bir daha asla tam anlamıyla geri dönmez.
Ve hemen ardından…
1918…
Osmanlı Devleti fiilen çöker.
Yeni bir mücadele başlar:
Milli Mücadele.
Yorgun bir halk…
Yıkılmış bir ekonomi…
Ama tükenmemiş bir irade…
1922’ye kadar süren o büyük direniş, yeni bir devlet doğurur.
Cumhuriyet…
Trabzon için artık yeni bir sayfa açılmıştır.
Gidenler, gittikleri yerlerde Trabzon’u yaşatmaya çalışır.
Kalanlar, yıkıntılar arasından yeni bir hayat kurar.
Ama muhacirlik…
Bir kelime olarak kalmaz.
Bir takvim olur.
Bir hafıza olur.
Bir kimlik olur.
Bugün bile yaşlı bir Trabzonlu anlatmaya başladığında söze şöyle girer:
“Rus geldiği zaman…”
“Biz muhacir çıktığımızda…”
Ve o büyük acının içinden tek bir cümle süzülür:
“Bize her yer Trabzon.”
Çünkü muhacirlik, sadece bir yer değiştirme değildir.
Bir şehrin kalbini yanında taşıma hâlidir.
Uzungöl’e Yakışmayan Görüntüler
02:20 - TURİZM