Atatürk melami miydi?
Hasan Suiçmez

Atatürk melami miydi?

Bu içerik 1585 kez okundu.

Atalarımız: “Parayla, imanın kimde olacağı belli olmaz” demişler. Toplumumuzun çoğunluğunun; ‘Melamilik’ kavramının ne olduğu hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadığını düşünüyorum. Melamiliğin tanımını yapmadan önce 4. Murat’a atfedilen bir tarihi hikâye var. Bu hikâyeyi kısaca hatırlatmak Melamilik hakkında daha iyi bir fikir edinmemizi, konuyu daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.

Bir gün 4. Murat halk içinde tebdili kıyafet gezerken yolda karşılaştığı adamın birisi tam da önünden geçerken padişahın gözlerine bakar ve birdenbire yere yığılıverir. Adamcağız oracıkta ölmüştür. Padişah, komşudan, esnaftan, çevredekilerden yardım ister ama hiç kimse oralı bile olmaz. Hatta bazıları yardım talep eden bu yabancıya kızar ve ölen adam için: “Onun cesedine el sürmek bile günahtır.

Bu rezil adam İstanbul’un bütün fahişelerini toplayıp hem de karısının gözü önünde evinde onlarla zina eden, İstanbul’da ne kadar esrar benzeri zararlı ot varsa satın alıp, içen din, diyanet düşmanı, ALLAH korkusu nedir bilmeyen alçak bir adamdı.” derler. İnsanlık ölmüş mü diye düşünen 4. Murat, cesedi, adamlarına sırtlattığı gibi doğruca adamın evinin önüne getirtir ve kapıyı çalar. Kapıyı açan kadın kocasının cesedini karşısında görünce feryadı figanı basar.

“ O,  ne iyi bir adamdı” der. 4. Murat: “Kadın senin kocan İstanbul’un bütün fahişlerini evinde toplayıp senin gözünün önünde onlarla zina eden bir adammış. Böyle bir adam için niye ağlıyorsun?” der. Kadın: “Yok bey, vallahi billahi yalan! O, biriktirdiği paralarla İstanbul’un bütün fahişelerini eve toplar, onlara güzel nasihatlerde bulunur, ümmetin zina yapmasını engellerdi” der. 4. Murat şaşırır! “Peki, kadın, İstanbul’daki esrarı toplayıp içtiği de mi yalandı” diye sorar. Kadın: “Geçenlerde İstanbul’un bütün esrarını topladığı doğrudur.

Hatta Ona dedim: ‘Bey yapma, bu senin son paran’ dedim’ ama dinlemedi. Bütün esrarı satın aldı ve evin tuvaletinde ümmeti Muhammet içmesin diye imha etti. ‘Bey şimdi ne olacak ölürsen kefen paran bile kalmadı’ dedim.” 4. Murat hepten şaşırarak! “Eee o ne dedi” diye sorar: Kadın: “Ne diyecek güldü ve ‘Cesedimi de 4. Murat düşünsün dedi” der. İşte Melami denilen kavram tam da bu hikâyede anlatan şeydir. Yani; Melamiler, ibadetleri açıkça yapmayı sevmezler, ibadetin sadece ALLAH ile kul arasında huşu içinde yapılmasını severler. Bir nevi gizli Müslümandırlar. Kendilerini genellikle insanlara dinle ilgileri yokmuş gibi gösterirler. ‘’Doğ, görevini yap ve öl’’ işte Melamiliğin temel prensibi budur.

Peki, Atatürk’ün Melami olabileceği iddiası nereden kaynaklanıyor? Atatürk’ ü, ısrarla bu topluma din düşmanıymış gibi göstermeye çalışan içimizdeki bir avuç zavallının aksine, bu iddia bir araştırmacı Dr. Christos Retoulas’ın Oxford Üniversitesi’ndeki doktora tezinden geliyor. Oxford Üniversitesi gibi ciddi bir üniversitenin kabul ettiği bu tezin, üzerinde durulup, düşünülmeye değer bilimsel bir tez olduğunu kabul etmek gerekir. Dr. Christos Retoulas’a göre: “... Atatürk Vahdet-i Vücut tasavvufunun piri, efendisiydi. Bazı birincil Yunanlı kaynaklar, Zübeyde Hanım’ın Selanik Mevlevihanesi ile yakın bağları olduğuna kişisel tanıklık etmektedirler. Kendisinin anne tarafı Yunanistan’ın Sarıgöl bölgesindendir ve orası tümüyle Bektaşi etkisindedir. Atatürk’ün aslen Kocacıklı olan baba tarafının Bektaşilik/Alevilik ve Mevlevilikle dini bağlantıları vardır. Kendisi de çocukken Mevlevi ayinlerine katılmıştır.  

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın ‘Hak dili Kur’an dili’ adlı Sünni Vahdet-i Vücut tasavvufuna kılavuz olan tefsiri yazmasını bizzat yönetmiş ve düzeltmiştir. Atatürk 3 tasavvuf geleneğine önem vermekteydi: Bektaşi/Alevi, Mevlevi ve Melamilik” demektedir. Bu iddiaları kamuoyumuzun yakından tanıdığı bazı önemli tarihçilerimiz, din adamlarımız da destekliyorlar. Örneğin Tarihçi İlber Ortaylı, merhum Yaşar Nuri Öztürk, Haydar Baş hocalarımız gibi. Bu konunun daha da aydınlığa kavuşması için öncelikle konuyla ilgili bilgi be belgelerin okuyucunun takdirine sunulmasına bağlıdır ama takdir edersiniz ki bize ayrılan bu köşemizde şimdilik buna imkân yoktur. Bu nedenle yazımızın 2.bölümünde ilgili belgeler ışığında konuyu sizlerle tartışmaya devam edeceğiz.

Bir önceki yazımızda; Mustafa Kemal ve Melamilik hakkında kısaca bilgiler vermiştik. Bu yazımızda ise bizleri böyle düşünmeye sevk eden olay ve belgeleri inceleyeceğiz. Takdir okuyuculara aittir. Onun için aşağıdaki bilgileri dikkatlice okuyup düşünmenizi öneriyorum! Bu konuda; 1) Yunanlı kaynaklar Zübeyde Hanım’ın “Selanik Mevlihanesi” ile yakın bağları olduğuna kişisel tanıklık ediyor. Yani Mustafa Kemal’in anne ve baba tarafı bu tarikatla yakından ilgilidir.

Özellikle Balkan Türklerinde Melamiliğin yaygın olduğu bilinen bir gerçek olması bu iddiayı doğrular niteliktedir. 2) Mim Kemal Öke’nin yayınladığı bir mektup var. Bu mektubu 18 Mayıs 1911 tarihinde Mustafa Kemal Abdülkerim Paşa’ya Gelibolu’dan göndermiş.

Mektubunda Mustafa Kemal, kendisini ‘Selanik Meydan dedesi, bu fakir Kemal “Selanik Fakir Meydan Dedesi” ifadesi, Melamiliğin, Mevleviliğin Şems kolunu işaret eder ve Abdülkerim Paşa’yı da “Kutbül-aktap” (Tasavvufta en büyük veli anlamına geliyor)  olarak adlandırıyor. 3) Mustafa Kemal Nutuk’ta, Abdülkerim Paşa ile telgraflaşır. Bu telgraflaşma 27/28 Eylül, gece yarısından önce saat 23.00’te başlayıp sabah saat 07.30’a kadar tam sekiz buçuk saat sürer. Şifreli olan bu telgraflarda Osmanlı Genel Kurmayı Tuğgenerali olan Abdülkerim Paşa, Mustafa Kemal’e ‘’kutb’ul aktap’’ yani ‘’kutupların kutbu’’ diye sesleniyor.

Askeri emir komuta zincirinde böyle bir hitap şekli sizce de biraz tuhaf değil mi? Ayrıca Abdülkerim Paşa Mustafa Kemal’e: “ Memleketin geçirmekte olduğu nazik ve pek önemli karışık devreyi Allah’ın lütfu ile kolayca aydınlığa çıkartırız. Bunun için de Allah’ın keremi ve nurdan yaratılmış kurtarıcı emellerinizin gönül mürşidi” diyor. 4) Gazeteci Soner Yalçın: ‘Atatürk’ün mezarı klasik İslam sanatına uygun yapılmamıştır. Melami usulüne uygun bir mezardır. Çünkü Anıtkabir’deki naaşta ayak ve baş taşı olmadığı gibi isimde yoktur’ demektedir. 5) Mehmet Serhan kütüphane müdürlüğünden emekli olmuş bir Melami halifesidir. Babası gençliğinde Mustafa Kemal’in tam sekiz sene koruma müdürlüğünü yapmış bir polis memurudur.

Daha sonra Mustafa Kemal’in ölümüyle istifa etmiştir. Mehmet Serhan, babasının da kendisi gibi bir Melami olduğunu, babasının “Mustafa Kemal’in korumalarını şeyh çocuklarından seçtiğini” ifade ediyor 6) Bazı kaynaklar Arabacı İsmail Efendi Hazretleri (Melami Şeyhi): “Atatürk benim tasarrufum altındadır, benim suretimdir; ona kimse dokunamaz” dediğini ve Mustafa Kemal’in asker olmayan bu adamla Ulus meydanında karşılaşınca ona askeri selam verdiğini belirtmektedir! 7) Ahmet ibni Seyyid Muhammed Şerif Sunisi Mustafa Kemal’in Trablusgarp savaşında tanıştığı Libyalı peygamber efendimizin soyundan gelen muhterem bir zattır.

Bu kişi Kurtuluş Savaşımıza katılmak için Anadolu’ya gelmiş ve Mustafa Kemal ile defalarca yüz yüze veya telgrafla görüşmüş bir mücahittir. Şeyh Ahmed Sünusi Ulu Camiinde verdiği hutbe de “ Ey Anadolu’nun kahraman İslam mücahitleri! Siz olmasaydınız bina-ı İslam yıkılırdı. Siz bugün Kur’an’ı yaşatıyorsunuz.

Her tarafınızı düşman sarmışken hiçbir şeyden yılmayarak gaza meydanlarında can veriyor, İslam’ı müdafaa ediyorsunuz. Bu ne büyük şereftir. Siz yalnız değilsiniz. Yüzlerce milyon Müslüman gözelerini size dikmiştir. Sizin düşmana göğüs gererek metanet göstermeniz bütün İslam âleminde bir uyanış yaratmıştır. Her tarafta Müslüman milletler kımıldıyor, istiklallerini müdafaa ediyor, üzerlerindeki zulüm ve küfür kâbusunu atmaya çalışıyor. Siz İslam’ın göz bebeğisiniz, siz Allah’ın tevkifine mazhar bir Milletsiniz.

Muhakkak galibiyet İslam’ındır, fetih ve zafer yakındır...’ demişti. Bu zat bir gün bir rüya görürü ve Şeyh Sunusi, rüyasında Peygamberimizi gördüğünü, elini öpmek istediğini, peygamber efendimizin kendisine sol elini uzattığını. Bunun üzerine “Neden Ya Resulullah” diye sorduğunu ve Peygamberimiz şu cevabı verdiğini belirtiyor: “Sağ elimi Ankara’da Mustafa Kemal’e uzattım!” Sonucu bir sonraki yazımızda paylaşmak dileğiyle;

Yazımızın birinci ve ikinci bölümlerinde bu konuyla ilgili iddiaları, bilgi ve belgeleri ortaya koymaya çalışmıştık. Bu yazımızda ise Mustafa Kemal ile ilgili çok iyi bilinmeyen dinle ilgili yaptığı faaliyetlerinden bahsedeceğiz. Bu yapılanların Mustafa Kemal’in Melami olup olmadığı hakkında bir fikir edinmemizi sağlayacak, en azından Atatürk’ü dinsiz gibi göstermeye çalışanlara güzel bir cevap olacaktır. Kendini acındırmanın, dilenmenin ve siyasi propaganda yapmanın en iyi yolu dini değerleri kullanmaktır.

Bu millet; haçta, umrede veya kamera karşısında camilerde namaz kılıp, Kur’an okuyan nice şahsiyetler gördü. Nasıl olur da Mustafa Kemal gibi siyasi propaganda uzmanı olan bir kişi herkesin bu çok iyi bildiği metodu kullanmaktan, bu nimetten(!) istifade etmekten ısrarla kaçınmış olabilir?

Hatta bir keresinde ona, kazandığı zafer sonrasında Hacı Bayram Veli türbesine gidip dua edilmesini tavsiye edenlere Mustafa Kemal: “Hayır, Türk çocuklarının kazandığı bu zaferde ölülerin hiçbir payı yoktur” diyerek bu teklifi reddeder. Ucuz ve böylesine millete hoş görünecek bir yol, bir metot varken bunu niye elinin tersiyle itiverir? Oysaki Mustafa Kemal’in halktan gizli gizli Hacı Bayram Veli türbesini çok kereler ziyaret ettiği bir hakikattir. İşin ilginç tarafı Hacı Bayram Veli de bir Melami’dir! Bu satırları takip edenler “Mustafa Kemal Düşmanlarına Kapak Olsun” başlıklı yazımızda Mustafa Kemal’in özetle:...

Peygamberimizin ve ashabına ait mezar yerlerinin kaldırılarak yerine mekân yapılacağı şeklinde aldığı duyum üzerine Suudi Kralına gönderdiği bir telgrafı yayımladığımızı okumuşturlar. Aslında bu telgraf bile başlı başına Mustafa Kemal’in yüce dinimize bakışı ve gösterdiği saygıyı anlatmaya yeterlidir. Konuyla ilgili yoruma geçmeden önce Mustafa Kemal’in gençlik yılları ve özel hayatıyla ilgili yeterince ayrıntılı bilgilere sahip olmadığınızı itiraf etmek zorundayız.

Nasıl olur da hakkında en fazla kitap yazılan ve herkesin gözü önünde olan böyle bir adam bazı yönlerini herkesten saklayabilmiştir? Hatta az sonra bahsedeceğim şu konunun perde arkasını kaçımız öğrenme ayrıcalığını bulabildik? En mütevazı kişinin bile anlatmaktan çekinmeyeceği, övünmekten geri kalmayacağı bu detayı neden Mustafa Kemal hiçbir zaman dillendirmedi? Neden?!!! Medine kahramanı Fahrettin Paşa’yı tanımayanımız yoktur.

Tam adı Ömer Fahrettin Türkkan. Namı diğer “Çöl Kaplanı”. 23 Mayıs 1916’da Medine’ye gönderildi. Medine’yi ele geçirmek isteyen İngilizlere karşı tüm imkânsızlıklara rağmen bu kutsal beldeyi 2 yıl 7 ay savundu. Bu sırada şehrin yağmalanması ihtimaline karşı 100 parçaya yakın kutsal emaneti İstanbul’a naklederek, belki de Kutsal Emanetleri British Museum’da sergilenmekten kurtardı ve İslam Tarihi Kültürüne önemli bir katkıda bulundu. DEVAM EDECEK

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Pervaneli     2018-01-08 Bu kadar çelişkilerle ve hurafelerle dolu saçma bir yazı okumadım bir yazı okumadım.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Araklı'nın 100. Kurtuluş Günü
Araklı'nın 100. Kurtuluş Günü
Arsin Osb'den İstihdam İçin İşbirliği Ziyaretleri
Arsin Osb'den İstihdam İçin İşbirliği Ziyaretleri