Olabildiğince siyasetten uzak yazılar yazmaya özen gösteriyorum. Sözüne itibar ettiğim dostlarım, “boş ver, sen siyaset yazma” derler, ben bunları dikkate alıyorum. Zaten bunun farkındalar da ama öyle zamanlar oluyor ki, yazılmadan geçilemeyecek sohbetlerimiz de oluyor. Nitekim, tüm bu seçim atmosferini hep birlikte aynı toplumla yaşıyoruz. Kimileri, bir kentin kız erkek demeden, yediden yetmişine, varan bir sevdasını, kalkıp siyasete alet ederek, “ucuz politika” yolunu seçerken, yazı yazan bir insan ister istemez işin içinde buluveriyor kendini.
Araklı’da karadere vadisinde, çay içmeye bir yer aradım. Şöyle vatandaşların bulunduğu bir kahve, bir çay ocağı fark etmezdi, fakat nerde bulabilirim bunu bilmiyordum. Önceleri Bifara, şimdiki adıyla Merkez köy’de bulabilirim diye umut ettim, girdim yola. Bifara hanları vardı eskilerde, tarihi bir köprüsü vardı, yolun her iki yakasında da kahvehaneler vardı o zamanlar. Belki yine vardır diye umutla gittim ama yoktu. Sadece Ramazan’da açık olan bir yer varmış ama orası da kapalı tabi. Çok özel bir çay değildi aradığım, sıradan bir yer olsun, vatandaşlar bulunsun, ve o vatandaşların gündemleri nedir diye onları dinleyeyim, çay bahanem olsundu tüm amacım. Bana Erenler’i önerdiler. Eski adıyla zimladeresi diye bilinen yine eskiden hanları olan bir yer. Karadere vadisine giren herkesin rahatlıkla bildiği bir yer burası.
Üç- beş dükkanın bulunduğu, dereye nazır bir balkonu bulunan pirzolacısı bulunan ve az daha yukarısında da belediye binası ve camii ve kur’an kursu bulunan bir yer. Burası Araklı’nın en güzel köylerinden birinin, Kestanelik köyünün de hemen altında olan yer. Altı dükkan, üstü de CHP’nin belde teşkilatı yazılı kıraathanenin balkonuna geçtim. Kahvehanenin içinde üç masada kağıt oyunları vardı. Balkonda da 4 kişi oturuyordu. Yol boyunca Saadet Partisi’nin flamaları, belli bir düzenle asılmıştı ama Zimla deresine varınca CHP ve Ak parti flamaları gözüküyor sadece. Yoldan geçen Has Partili bir seçim aracının anonsları oldu. Bir çay, ardından bir daha derken balkonda oturanların sohbetine kulak veriyorum. Zaman zaman bana “tanımadık” der gibi bakıyorlar ama, ben anlamazdan geliyorum. CHP belde teşkilatında ne konuşulur, oradaki insanların gündemi nedir.dinliyorum sadece..
Çok konuşan birisi var, Trabzonspor’un Şampiyonluğu Fenerbahçe’ye kaptırmasının ardından ortaya atılan AK Parti aleyhindeki tartışmalardan söz ediyor. Bir ara diyor ki, “Adam geldi (başbakan Erdoğan’ın Trabzon konuşmasını kastediyor) bir konuştu, bizimkilerin tezi çöktü. Öyle ya, Rizespor, Spor Toto ligine çıkamamış, Kasımpaşaspor düşmüş ligden, öyle bir durumda hiç tutar mı sizin teziniz. Neymiş, Trabzonspor şampiyon olmasaymış, bunu kullanacakmışız, nasıl sus pus oldular. Tutmadı bu iş, yanlış yaptı bizimkiler. Nasıl düşünmezler, Kasımpaşa’yı Rize’yi..yani bu tezi işlerken, gündem yaparken bunlar hesap edilmez mi. Ne oldu, işte adam bir konuştu, herkes sustu. Ben onu bunu bilmem bu işin sorumlusu bana göre bizim başkandır, Sadri Şener’dir bence”.. sohbet içindeki diğerleri de bu fikre itiraz etmiyorlar.
Bir diğeri, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Güneydoğu’ya gitmesinin ardından İzmir başta olmak üzere Ege ve Akdeniz’de oy kaybettiklerini söylüyor ama genelde oylarının artacağını söylüyor. AK Parti’nin yüzde 48’lerde olduğunu ama CHP’nin de yüzde 28’in üzerinde olacağını söylerken, yapılan hizmetlerden söz ediyor. Burada dayanamıyorum, tekrar bakıyorum balkonun hemen üzerinde asılı tabelaya, yanlış mı okudum diye ama yok, “CHP Belde Teşkilatı” yazıyor. Benim bu sohbeti yazı konusu yapacağımı düşünebilseler belki böyle sohbetleri olmazdı ama yanımda ne bir fotoğraf makinem ne de yazar olduğumu belli edici bir işaret taşımıyordum. Hem sonra sohbet ortamlarına “ben gazeteciyim” diye oturan tiplerden hiç olmadım, hep bir sade vatandaş olmayı yeğledim. Eğer tanışmamız gerekiyorsa da bunu oradan ayrılırken o da sorarlarsa yapıyorum.
Sohbet devam ediyor, bu kez karadere üzerinde yapılan HES’lerden söz ediyorlar. Yararı ve zararını konuşurlarken, inşaatlar yöre insanlarının iş imkanı bulduğundan, buralarda çalışan insanların daha önce bindiği otomobillerin modelinden şimdi bindikleri otomobilin fiyatına kadar her şeyi söyleyebiliyorlar isim isim. “Taşören firmalar yapıyor ama hangi şirket, hangi HES’i yapıyor onu bilmiyoruz. Bize zararı da enerji nakil hatlarının yerleşim yerleri üzerinden geçmiş olması şimdilik” diye belirtiyorlar.
Bir diğeri, askerde bir subay evinde nöbetçi olduğundan, subay eşinin ayakkabılarını silmesinden ve yediği dayaklardan söz ederken, “ben burada doğmuşum, annem sığırını sağmış beni büyütmüş, askere göndermiş ben gidip orada dayak yiyorum. Hem de yok yere az dayak yemedim, buna o insanların ne hakkı vardı? Az çektirmediler bize. Rüşvetten bıkmıştık mesela, doktorlardan, imamdan tut, savcısından, okul müdürüne rüşvet vermediğimiz yer yoktu” derken, bir diğeri de “hala yok mu” diye laf atıyor ona. Diğeri tamamlıyor, “ama eskisi kadar değil artık, adam bir kravat takıyor, ya da bir üniforma giyiyor, bize hemen tepeden bakmaya başlıyor. En yakından tanıdığımız belediye başkanı, biz seçiyoruz, oy veriyoruz adam sonra yolda bile artık tarafımıza bakmıyor. ‘adam oldum” havasına giriyor, böyle şey olur mu? Ya seni ben seçtim, ben oy verdim, sen kimsin ki bana tepeden bakmaya başlıyorsun? O kravat, adamı adam yapmaz, o kravatın altında adam olması lazım” diyor.
Dört bardak çay içiyorum, tabi not almadan. konuşulanları hafızama kaydediyorum, tam kalkmak üzereyken, nereli olduğumu, neden orada bulunduğumu soruyorlar. Köyümü söylüyorum, hepsi de biliyorlar zaten, “çay içmeye geldim” diyorum, “garipsiyorlar” ama yine de “yazarım” demiyorum. Balkon dar, sadece birer sandalye dizilebilecek kadar, seyirlik balkon yani. Önümüzden Karadere’nin köpürmüş sularının gürül gürül akıyor. Üç genç, ellerinde bir olta ile dere kenarına iniyorlar ama balık tutup tutmadıklarını görmüyorum. Derede balık var mıdır diye soruyorum, “belki” diyor sağ yanımda oturan ardından da , “eskiden daha çok vardı ama şimdiler de o eski bereket kalmadı tabi” diyor. Seçime tam bir hafta kalmışken, Vedalaşıp ayrılıyorum CHP’nin Erenler Belde teşkilatından.
M.Kemal Ayçiçek