Son günlerin en çok tartışılan konularından biri de Sayın Başbakanımızın yapmış olduğu, “Dindar nesil yetiştirme…” açıklaması oldu. Bu açıklamaya karşı çıkmayan neredeyse kalmadı. Laik kesimden, liberal kesimden hatta çok enteresandır dindar kesimden bile karşı çıkıldı.
Keşke tartışılan konu; hangi şartlarda dindar nesil yetiştirmek olsaydı.
Acaba bu kişiler buna neden karşı çıkıyor. Dindarlık bu kadar tehlikeli mi? Ya da bu kişiler dindarlıktan ne anlıyor.
Benim bildiğim dindar insan dürüsttür, vatanını milletini sever. Hele ki bizim dinimiz, vatan sevgisinin imandan geldiğini buyurur. Dindar nesil böyle olur beyler. Ben dindarlığı böyle bilirim. Atalarımız Çanakkale’de ülkemizi savunurken onlara bu gücü, bu birlikteliği inancımız vermedi mi? Evet siz de biliyorsunuz ki bu yüce Türk millet her savaşta, her cenkte “Allah Allah” nidalarıyla ölümü göze aldılar ve bize bu cennet vatanı bıraktılar.
Hep ne diyoruz: Avrupa’nın gerisinde kaldık. Bir avuç İsrail dünyaya yön veriyor, meydan okuyor. Neden? Aslında her şey çok açık. Saydığımız bu ülkeler, yeni nesillerini kendi kutsallarıyla, kendi maneviyatlarıyla yetiştiriyor. Bunu nesillerine aşılıyorlar. İsrailli gençler dinleri gereği kendilerini en üstün ırk görüp bunu gerçekleştirmek için çalışıyorlar.
Allah katında tek hakiki din olan bizim dinimiz ise bize bunlardan daha fazlasını emrediyor. Dinimiz yalanı, sahtekârlığı, insanları hor görmeyi, adam öldürmeyi, bütün kötülükleri yasaklıyor. Hz. Peygamberimiz “İki günü aynı olan ziyandadır.” diyerek çalışmayı emrediyor. İnsanlara yardım etmeyi, vatanını, milletini sevmeyi emrediyor. Acaba bunları bilen, uygulayan bir nesilden vatan haini ya da terörist olur mu?
Ayrıca dindar insan ya da dindar bir nesil İslam’ı hakkıyla hayatında yaşamaya çalışan, bu şartlara göre hayatını tanzim eden, Allah’ın rızasını gözeten, zulme karşı dik duran kişidir. Ama ne kadar acıdır ki dindar nesil yetiştirme sözüne karşı çıkanlar yıllarca bu ülkede laiklik ismi altında dindarlara baskı yapıldığında sessiz kalmışlardır.
28 Şubatta sadece inançlarından dolayı işinden atılan insanları, fişlenen İmam hatip neslini, üniversite kapılarından tekme tokat kovulan kızları, başörtülerinden dolayı okuduğu okullarından atılan öğrencileri hiçbir zaman gündemlerine almamışlardır.
Böyle bir sistemle nasıl bir dindar nesil yetiştirilebilir ki. Onu da tartışmak gerek. Çünkü sistem, bırakın inancı, düşünceyi bile çoğu zaman suç saymaktadır. Başbakanımızın niyeti güzel de tüm kurumlarıyla laikliğin sadece bir yönünü gören bir ülkede dindar bir nesil yetiştirmek nasıl olacak. Aslında laiklik gerçek anlamıyla uygulansa zaten dindar bir nesil yetişecektir.
Bu ülkede “başörtüsü yasasından” dolayı iki kişiden birinin oyunu almış bir partiye kapatma davası açıldı. Kanunla korunmayan din ve inanç özgürlüğü insanların merhametine ya da keyfine bırakılırsa, toplumlarda iktidar sahibi insanlar, kendi inançlarını topluma din diye dayatabilirler.
Ayrıca dindarlığı çıkarları için kullananlara da dikkat etmek lazım. Bazı kendilerini dindar olarak görenler, çıkarları doğrultusunda her şeyi mübah görebilirler.
Özetle herkes dindarım diyor ama din yaşanmadan kalbim temiz demekle dindar olunmuyor. İmanını kaybeden kişi ise, en büyük değerini kaybetmiştir.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy: İmansız bir kalbin sinede ancak bir yük olduğunu ne güzel ifade etmiş: “İmandır o cevher ki, İlahi ne büyüktür. İmansız olan paslı yürek sinede yüktür.” diyor anlayana!
Mehmet ÖZTÜRK