Geçen hafta abartılı bir biçimde "Yeşilçam andıcı" olayı yaşamamıza neden olan
hakkında neler yazıldığını doğrusu merak ettim.
Tahmin ediyorum ki "kötü roller"in adamı gibi bir şey yazılmıştır biyografisini. Oysa o, şimdi aramızda olmayan yaşıtları
ya da beş yaş büyük veya beş yaş küçük arkadaşları Cemal Gencer, Önder Somer, Mesut Engin, Cem Erman gibi
Yeşilçam'a jön olma sevdesıyla gelmişti.
Gerçek adı Ünsal Altınay olan ve 1971 yılında Ses dergisi sinema yarışmasında Tarık Akan'ın ardından ikinci olarak girdiği sinemada (tam burada yarışmanın üçüncüsünün kim olduğu konusunda
sizlerden yardım istiyorum, yoksa çıldıracağım!) 450'nin üzerinde filmde rol alan Ünsal Emre'yle babam,
Alemdar Film ve Yeşilçam sayesinde birçok kere karşılaştım ve sohbet etme şansı yakaladım. Her ne kadar sinemaya
1971'de çekilen Hicran filmiyle giriş yaptığı söylense de doğma-büyüme Hasköylü (ki o zamanlar Hasköy diye de bir futbol
takımı vardı; Ünsal Ağabey de futbol ve basketbolla ilgiliydi) olduğu için bir ucundan Yeşilçam ve Beyoğlu'na
yakın olduğundan olacak filmografisi 1969 yapımı Lekeli Melek ve Hayat Kavgası ile başlar aslında.
Doğrusu onu sinema çeken ya da iten güç ve faktörlerin ne olduğunu bugünkü gibi merak etsemdim kendisine mutlaka sorardım. O
yıllarda gerçek olan şu ki; Yeşilçam, uzun boylu ve yakışıklı jönlere kapılarını sonuna kadar açmayı marifet
sayardı. Hayat, Ses, Saklambaç ve Kelebek gibi dergi ve gazetelerin sinema ödülleri de böyle doğmuştu. Sevgili Ünsal
Emre, yakışıklığını sadece fiziki görünümüne değil kalbi dâhil bütün iç organlarına işlemiş, nakşetmiş bir jöndü,
sinemanın gerçek emektarı Yadigâr Ejder'le Kulaksız'da yatan Türk şiirinin en özgün şairi Cemal Süreya gibi her şeyden önce
"insan fazlası" bir yürekti. Yarınki cenaze töreninden sonra Kulaksız'a değil Hasköy Mezarlığı'na gömüleceği için Yadigâr Ejder ve
Cemal Süreya ile de komşu olacak hiç değilse!
Onun doğum günü olan 23.01.1947 tarihinde 23.01.2012 hüzünlü günleme
kafiyesiyle ölmesi hem çok acı hem de çok tuhaf! Salon filmlerinden dini filmlere, avantür filmlerden 70'li yılların seks
komedisi filmlerine, şarkılı-şarkıcılı filmlerden Arzu film aile komedilerine kadar hemen her tür filmde oynayan Ünsal Emre,
seyircisine hoş görünmek ve iyilik yapmak isterken kendisine mi kötülük etmiştir acaba!? Yeşilçam'da bugün de ÇASOD ve SODER
ayrımı yapılırken sevgili Ünsal Emre hangi safa çekilmiş ya da yerleştirilmiştir? Benzer şeyleri geçmişte sinema
adına hiçbir şey olamamış ben bile yapmaya çalıştığıma göre; kimleri suçlamalıyız peki!? Oysa Yeşilçam başka bir
hayattır içinde yaşayanlar için. Ünsal Emre de çok iyi yerlerde olduğu ya da aday gösterildiği zamanlarda Yeşilçam'a
hiçbir zaman sırtını dönmedi, sinema emekçileriyle aynı lokantalarda karnını doyurdu ve aynı kafelerde klaketlere ses oldu.
Onun ölüm haberi aldığım saatlerde Yunanlı ve dünya sinemasının yaşayan on önemli yönetmeninden biri olan Theodoros
Angelopoulos'un ölüm haberini alıyorum.
Bir yanım yedi sokak yetmiş adım hüznün yedi rengi Yeşilçam, bir yanım
Ağlayan Çayır ve Sonsuzluk ve Bir Gün ovası ve gidememişliği dünya sineması; bir o kadar da iç içe geçmiş şiir
kanaması. Yunan şiiri ve sineması yazı ve şiire başladığım günlerde biraz da çocukluğa göndermedir diye kendime hep yakın
hissettim. Yeşilçam ise içimin her zaman
kanayan ince yarası.
24 Ocak sabahı iki şiir bir yazıya başlamış, birkaç sinopsisime göz
atmıştım. 25 Ocak sabahı ise şiir ve sinema iki saklı yaramdan uzun plan bir kez daha öldüm kimseye söylemeyin!
HÜSEYİN ALEMDAR